Adelaide’i okurken sanki bir kitabı değil de kendi iç sesimi dinliyormuşum gibi hissettim. Hikâye, yalnızlığını kabullenmiş gibi görünen ama aslında sevilmeye, görülmeye ve bir yere ait hissetmeye çok ihtiyacı olan bir kadının etrafında dönüyor. Adelaide zeki, duyarlı ve derin düşünen biri ama bütün bu özellikler, doğru ellerde güçken, yanlış birinin yanında yavaş yavaş onu tüketen şeylere dönüşüyor.Rory’yle tanışması tam da bu boşlukta oluyor. Rory başta gizemli, ulaşılmaz ve “farklı”. Adelaide için bu farklılık heyecan demek, umut demek. Ama zamanla fark ediyorum ki Rory’nin bu mesafesi bir karakter özelliğinden çok, bilinçli bir manipülasyon. Net olmuyor, açık konuşmuyor, Adelaide’i sürekli beklemede bırakıyor. Bir gün var, bir gün yok. Ve her yokluğunda Adelaide suçu kendinde arıyor: “Biraz daha sabırlı olsam… biraz daha az istersem… biraz daha iyi olsam…”Asıl can yakan nokta da burada başlıyor. Adelaide sevilmek için kendini küçültüyor. İhtiyaçlarını susturuyor, rahatsız olduğu şeyleri dile getirmiyor, sınırlarını esnetiyor. Rory’nin en küçük ilgisi bile onun için büyük bir ödüle dönüşüyor. Çünkü Adelaide sevgiyi, süreklilikle değil kırıntılarla yaşamaya alışıyor. Rory’nin verdiği belirsizlik, Adelaide’ın içindeki değersizlik duygusunu besliyor; Adelaide’ın bu duygusu da Rory’nin elini güçlendiriyor. Kırılması zor bir döngü.Bu hikâyede Rory hiçbir zaman açıkça “kötü” biri olarak çizilmiyor ama tam da bu yüzden daha tehlikeli. Manipülasyonu bağırarak değil, susarak yapıyor. Adelaide’ın hislerini küçümsüyor, ihtiyaçlarını görmezden geliyor ve her seferinde ipleri onun eline bırakıyor gibi yapıp kontrolü elinde tutuyor. Adelaide ise bu ilişkide sürekli kendini açıklayan, anlayan, affeden taraf oluyor.Kitap ilerledikçe anlıyorum ki mesele sadece Rory değil. Adelaide’ın asıl savaşı kendiyle. Yalnız kalmaktan korkuyor. Yanlış birinin yanında yalnız hissetmenin, tamamen yalnız olmaktan daha az acıttığını sanıyor. Kendine “Bundan daha fazlasını hak ediyorum” demek yerine, “Elimdekiyle yetinmeliyim” demeyi seçiyor. Ve bu seçim, onu sessizce tüketiyor.Adelaide bana şunu hissettirdi: bazen bir ilişkiyi bitiren şey büyük kavgalar ya da dramatik anlar değil; görülmemek, seçilmemek ve sürekli beklemek. En büyük kırgınlıklar yüksek sesle değil, içten içe birikiyor. Kitap bittiğinde geriye şu düşünce kaldı: sevilmek için kendinden vazgeçtiğin her ilişki, seni biraz daha yalnızlaştırıyor. Ve bazen gerçek iyileşme, birini kaybetmekle değil; kendini geri kazanmakla başlıyor.
Gene Genevieve WheelerAdelaide