Konağa besleme olarak getirilen Mevsim,
Berhan Dağlıca’nın çocukluk aşkıydı.
Aynı avluda büyüdüler; onlar büyürken sevgileri de birlikte filizlendi. Berhan, çocukça sevgisiyle Mevsim’i çok sevdi. Yaz, kış, sonbahar…
Mevsimler hızla değişiyordu ama Berhan’ın kalbi tek bir mevsimde takılı kalmıştı: Mevsim’de.
Bu aşka izin vermeyen kişi ise ağa karısı Mihriye’ydi. Rıza Bey’in karısı, konağın görünmeyen ama en sert otoritesi. Oğlunu ağalığa hazırladığını düşünürken Berhan’ı sevgisizliğin içinde büyüttü.
Çünkü ona göre bir ağa, sevgiyle değil, sertlikle yetişmeliydi. Keskin bir bıçağın ağzı gibi olmalıydı; duygular törpülenmeli, merhamet zayıflık sayılmamalıydı. Mihriye, hanım ağa o günleri şekillendirdiğini sanıyordu belki ama attığı her adımın ileride birçok insanın kaderini etkileyeceğini biliyor muydu, emin değilim.
Bunca olayın fitilini ateşleyen de buydu zaten. Mevsim’in çaresiz suskunluğu, Berhan’ın sevgisiz büyütülüşü, koparılan bir aşk… Hepsi yıllar sonra Cihan’ın öfkesinde, Nizam’ın vicdanında karşılık buldu. Dağlıca Konağı’ndan bir hastane odasına uzanan bu hikâye, sırlarla dolu bir geçmişe sürüklüyor okuru. Ve şunu fısıldıyor: Bazı aşklar bittiği için değil, yaşanamadığı için öldürür.
Cihan geçmişle tam da bugünün ortasında kalan bir genç babasına hasta yatağında affedecek mi?
Her şey olup biterken sessizce perdenin ardından izleyen bir kadın da vardı ki Cemile o neredeydi sahi o kendini bulabilecek miydi?
"Çünkü bazen insan her şeyin bittiğine inanır. Kendini bağışlayamıyorsa, karşısındakinden de bunu bekleyemez. Böyle zamanlarda saklanmak, ardına sığınacak bir mazereti olmayanların demirlediği limandır. Özellikle vicdan muhakemesinde kendini suçlu bulanların yegâne kaçış yoludur bu."
"Anlamıştı ki sonsuz vedalara hırçın tavırlar, aceleci ve kırıcı sözler yeterli olmuyordu. Ağır ağır, acıyarak. acıtarak ve kanatarak açmak gerekiyordu yarayı. Sonra kapatmak belki... Yaşayarak öğreniyordu insan. Zaman, kin ve öfkenin sivri köşelerini törpülüyordu. Ecel bu kadar yakına geldiğinde, ömrün geçmişini de geleceğini de anlamsız kılıyordu."