10/10
·232 syf.··
2025 30. kitabı
Dubara Dubara, sadece bir “ev arayan gençlerin komedisi” değil; içine gözlem, zeka, kalp kırıklığı ve bolca kahkaha sığdıran koca bir sahne. Hikâyenin kalbi Dipsiz Deniz. O kadar dikkatli, o kadar iyi bir gözlemci ki; birinin altın dişine, bir bakışın anlamına, bir sessizliğin içindeki gerginliğe kadar her şeyi fark ediyor. çünkü Deniz sadece olayların içinde değil, onları okuyan bir genç zeki, biraz dalgın, biraz tedirgin… ama çok gerçek. Ev bulmak zaten başlı başına bir macera. Başta Dipsiz Deniz ve Salih, omuz omuza verip kiralık ev peşine düşüyorlar. Derken o ev bulunuyor, tutuluyor, yerleşiliyor. Ama daha nefes almadan Abidin de aralarına katılıyor üçüncü bir oda, üçüncü bir karakter, üçüncü bir karmaşa! O andan itibaren bu üçlü, soluksuz bir maceranın ortasında buluyor kendini. Emlakçı Faysal’ın planıyla “Gönlüm Güzel” dediği bir kızın da desteğiyle ev buluyorlar. Ama olaylar bir ev tutmaktan çok, hayatta tutunmaya dönüşüyor. Müjgan Rujgan’dan kiralanan o ev; kahkahalarla, gizlenmelerle, yakalanma korkularıyla dolu bir tiyatro sahnesi gibi. Deniz’in her yakalanma anında yaşadığı ter basmaları ve iç monologları hem güldürüyor hem de iç burkuyor. Ve işte en keyifli kısmı: Bizim üçlü olayların içerisine nasıl da “cumbadanak” dalıyorlar! Deniz bile bazen düşünüyor: “Biz bu olayın neresindeyiz? Biz sadece bir ev kiralayıp okula gidip gelmek istiyorduk, bizi neden bu kadar olayın içine çektiniz?” Ama geri durmak yok; herkes plan üstüne plan, yanlış üstüne yanlış derken kendini tamamen karmaşanın içine atıyor. Yanlış anlaşılmalar, tesadüfler, yakalanma korkuları… her şey bir komediye dönüşüyor ve okuyucu da kahkahalarla bu cumbadanak dünyaya davet ediliyor. Faysal Saysal ise tam tersi; sessiz, geri planda, sanki kenardan izliyormuş gibi. Ben okurken bunu fark ettim; “Bir şeyler var, bakalım ne çıkacak?” piyasada hiç görünmemesi, hep bir şey var dedirtiyor. Ama işin asıl bombası sonradan patlıyor! Araya Teoman Jetoman giriyor, ortalık tam anlamıyla karışıyor. Aşk, kıskançlık, tesadüf ve yıllar önce yarım kalmış bir hikâyenin bugüne taşınması… Faysal’ın planları, Müjgan’ın geçmişi hepsi birleşip gençlerin hayatını altüst ediyor. Ve sonra... 14 Şubat geliyor. O gün, sadece bir değil, iki olay yaşanıyor! Şaşkınlık üzerine şaşkınlık yaşıyoruz kim ne yaptı, kim kime denk geldi derken, olaylar bir anda tersine dönüyor. Sayfalar ilerledikçe "nasıl yani?" diye sormaktan kendini alamıyorsun. O kadar ustaca kurulmuş bir kurgu ki, tek bir sayfada değil, adım adım çözülüyor her şey. Ben kitabın sonunda gerçekten düşündüm: "Bu kimin zekasıydı?" Çünkü yazarın mizahı, kurgusu, her detaya gizlenmiş küçük sürprizleri o kadar iyi işliyor ki; Dipsiz Deniz'in, Abidin'in ve Salih'in zekasına hayran kalıyorsun. Sanki onları görüyormuşsun gibi, o kadar canlı, o kadar sahici. Yine de bu karmaşanın içinde insan hem gülüyor hem de ah be diyor. Çünkü olan hep bizimkilere oluyor dürüst, saf, hayalperest gençlere. Yazar, mizahı kullanarak aslında bugünün gençlerinin barınma, hayatta kalma, bir yere ait olma mücadelesini anlatıyor. Dubara Dubara, ismi gibi karışık ama içi sıcacık bir hikâye. Gülüyorsun, eğleniyorsun ama bir yandan da hüzün çöküyor içe. Sanki Faysal'ın altın dişi bile geçmişin parıltısı gibi gülümsetiyor ama acıtıyor da. Bir kitapta kaç kere ters olursunuz? Bu kitapta oldukça ters köşe olacaksınız bir de bunun komedi ile harmanlandığını düşünürseniz harika bir okuma deneyimi oluşuyor.
Dubara DubaraRukiye T. Ersoy · Maruzat Yayınları · 202547 okunma
·
38 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.