“Işığı ve özgürlüğü ara ve pek fazla batma bu dünyanın çamuruna.”
Ama dünyanın çamuruna batmadan, nasıl bulacaksın ışığı?
Bulduğun ışık gerçekten aradığın ışık mıdır?
Hem bulsan bile, bu ışıkla neyi aydınlatacaksın?
Dile gelmeyen, sözle anlatılmayan bir umarsızlık karşısında; yalnızlık, yoksulluk, bahtsızlık, her şeyin sonu, bitimi.. işte o anda Tanrı düşüncesi doğar birdenbire kafamızda.
Yaşam: dış, iç, karışık, kapanık, açık, yalnız, birlikte; güneşin sıcaklığında, kavakların gölgesinde, son buğday tarlalarında, bağlarda, zeytinliklerde; tımarhanelerin yalnızlık kalabalıklığında, buğday tarlalarının üzerine üşüşen karabasanların kargalarında.
Tarih, “acıyı bal eyleyenlerle” doludur. Van Gogh muhteşem tablolarını ağır depresyonla savaşırken çizdi. John Milton, Kayıp Cennet’i yazdığında eşini, kızını ve görme yetisini kaybetmişti. Ressam Paul Klee, ellerini sakat bırakan ölümcül bir hastalık tanısı aldıktan sonra 1.200’ün üzerinde eser üretti. “Ağlamamak için resim yapıyorum,” demişti.
Ve belki de:
“Yorgunsak eğer, bu daha önceden çok uzun bir yolu yürüdüğümüzden değil midir?”
Vincent Van GoghVan Gogh
·
27 Gösterim
Yorumlar
Yorum yapabilmeniz için giriş yapmanız gerekmektedir.