Amok Koşucusu – Stefan Zweig (Spoiler İçerir!) Amok Koşucusu
Kitabın ilk sayfaları gerçekten sıkıcı bir betimleme karmaşası gibi geliyor. İlk on sayfayı okurken bırakmamak için gerçekten direndim. Ancak sonradan fark ettim ki, yazarın Satranç kitabında olduğu gibi hikâye yine gemide karşılaşılan yabancı bir ikinci şahsın anılarından ilerliyor. Yazar o yıllarda çok deniz yolculuğu yapmış olsa gerek.
Amok bir çeşit psikolojik hastalık ve hikâyemizdeki doktor da içine kapanık geçirdiği gurbet hayatında bunalıma girmişken, üst sınıftan beyaz bir kadın görünce bu hastalığın belirtileriyle kadının peşinden sürükleniyor. Olay örgüsü bana gerçeklikle çok bağdaşmıyor hissi uyandırdı. Hayatında ilk kez karşılaştığı bir kadına, aralarında doktor–hasta ilişkisi dışında hiçbir bağ olmayan birine karşı doktor neden böyle bir saplantı içine düşsün ki? Aşık olduğu da pek söylenemez. Birkaç yerde aksini söylese de, delirmiş olması dışında bu duruma çok fazla bir açıklama getirilmiyor.
Anlatılan hikâyedeki en önemsiz ve duygu yönüyle en zayıf karakter belki de doktordur. Biz hikâyeyi onun ağzından dinliyor olmasaydık, onu işgüzarlık ve ahlaksızlıkla suçluyor olurduk diye düşünüyorum. Kadın, genç subay olan sevgilisi, kadının kocası, hatta kadının hizmetkârının bile daha dolu hikâyeleri vardır eminim.
Kitabın sonu ise çok iyi bağlanmıştı ve doktorun hikâyede bir yer edinmesini sağlayan asıl unsur da sondaki olaydı. Tarzı oldukça benzer olsa da Satranç, bana çok daha etkileyici ve gerçekçi gelen bir hikâye olmuştu. Zweig tarzını yansıtan, çerezlik bir öykü diyebiliriz.