Yıl bitmeden inanılmaz güzel bir kitap okudum. Gözüm kapalı tavsiye edebileceğim bir hikaye. Yazarın kalemi ve kurgusu o kadar iyi ki bu yıl okuduğum en iyi kitaplardan biri oldu. Handan hanım ve Derviş Ali’nin imkansız aşkları ile başlayan hikaye üç kuşak sonrasına evrilirken hapis te kalan Derviş Ali ve Halide’nin ruhlarının buluşması yazarın kalemine hayran olmanızı sağlıyor.
Çünkü insan ölünce bedeni çürür, geriye yalnız hikayesi kalır ve bütün hikayeler gece anlatılır.
Canfeda konağı. Namı diğer uğursuz konak. İstanbul Vefa semtinde ayakta kalan son konaklardan biri. İçerisindeki eşyalar ile beraber yaşayanlarında dağıldığı sessizliğe gömülü bir konak aynı zamanda. Annelerinin ölümünden sonra konağı satmaya karar veren üç kardeş Nihal, Zeliha ve Cihangir ve konağa hapsolan ablaları Halide…. Uzun bir aradan sonra bir araya gelen kardeşlerin birbirlerine yaşadıkları hüsranları, kırgınlıkları, varolamamanın verdiği hırçınlınlıkları, sevilememenin getirdiği hayal kırıklıklarını anlatıp kendi yaralı yüreklerini paylaşmasına biraz hüzünle biraz da acıyla şahit oluyorsunuz satır aralarında.
Benim için kitabın en büyük öğretisi bir annenin çocukları üzerinde ne kadar önemli olduğunu görmek oldu bir kez daha. Bazı şeyleri de uğursuzluklara bağlamamak lazım.
İnsan hafızası zalimdir. İntikam peşinde koşarcasına en çok ölürken eziyet eder.
Bazı şarkıların notaları insanın çektiği acılardır.