Puan vermedi·264 syf.····Okunma: 30 Aralık 2025 18:28 He Xiaoyong'un kaza yapması ve iyileşmek için Yile'ye ihtiyacı olması olayı; olayın gelişme aşamaları bakımından benim için çok etkileyiciydi. Xu Sanguan eşi ile konuşurken Yile'nin öz babasına yardım etmesini kesinlikle istemiyordu. Adamın onlara yaptıklarını, aslında kötü bir karaktere sahip olduğunu düşünüyor ve bunu hak etmediğini hissediyordu. Aynı zamanda, toplumun onu aldatan biri için iyilik yapmasına bakış açısının olumsuz olacağından endişeleniyordu. Bu duygular ona He Xiaoyong'a kesinlikle yardım etmemesi gerektiğini düşündürüyordu.
Sadece bir paragraf sonra Yile ile konuşurken ise tüm bunlara rağmen kararının yardım etmekten yana olduğunu görüyoruz. Birkaç kez tekrarlanan söz aslında burada çok güzel işlenmiş. "İnsan olmak vicdan ister." Vicdan da işte bu ikilem ile savaşır. Yardım etmek tüm yaşadıklarına, tüm zorluklara ihanet gibi hissettirir ama yardım etmemek insan olmaya aykırıdır. O da yardım etmeyi seçer.
Burada, Xu Sanguan, aynı zamanda aslında sevdiği ve ilgilendiği çocuğun üvey babası olma hissi ve gerçeği ile de çatışmıştır. He Xiaoyong ölse belki de hayatlarındaki büyük bir sorun yok olacaktır. Yile'nin öz babasının dünya üzerinde var olma ağırlığı ortadan kalkacaktır. Buna rağmen Xu Sanguan bu seçeneği seçmemiştir. Ayrıca, Xu Sanguan'ın Yile için gösterdiği özverinin karşılığı olarak ileriki yıllarda onu yetiştirdiği anları hatırlamasının yeterli olacağını belirtmesi bu öz-üvey çatısmanın etkilerinden biri bence.
Bu bölümde geçen tüm çatışmalar ve iki ayrı düşünce etkisiyle geçen konuşmalar Xu Sanguan karakterini daha gerçekçi ve insancıl hale getirmektedir.
"İnsan olmak vicdan ister, senin için yaptıklarımı ileride bana geri ödemen için söylemiyorum bunu sana, senden tek istediğim ileride beni görmeye gelmen, tıpkı benim dördüncü amcama yaptığım gibi. Bu bana yeter de artar bile. Yaşlanıp öleceğim, seni yetiştirdiğim günleri hatırladığın zaman içinde bir yer acırsa, birkaç damla gözyaşı dökersen, işte bunlar bile beni çok mutlu etmeye yeter..."
(Syf.157)