Puan vermedi·240 syf.··
2025 23. kitabı
·
47 günde okudu
·
Okunma: 24 Nisan 2025 16:33
Bu kitap, bir “inanma” hikâyesi değil; bir sorgulama hikâyesi. Anlatılanlar bir tezi savunmak için değil, o tezin nasıl ortaya çıktığını, nasıl genişlediğini ve nerede sorunlu hâle geldiğini göstermek için var. Okur, daha ilk bölümlerde 1930’lu yılların entelektüel iklimine giriyor. Türk Tarih Tezi ve Güneş Dil Teorisi etrafında yürütülen çalışmalar; Orta Asya, Mezopotamya, Mısır ve Amerika uygarlıkları arasında kurulan benzerlikler üzerinden ele alınıyor. Özellikle Mu kıtası üzerinden geliştirilen ortak köken iddiaları; yazı, mimari, güneş kültü ve semboller bağlamında tartışılıyor. Tahsin Mayatepek’in Meksika’dan gönderdiği raporlar kitabın omurgasını oluşturuyor. Maya ve Aztek uygarlıkları, Teotihuacan piramitleri, güneş tapınakları ve ritüeller üzerinden yapılan yorumlar aktarılırken, yorumun hangi noktada kanıt gibi sunulmaya başlandığı özellikle vurgulanıyor. Dinler tarihiyle kurulan bağlantılar ise kitabın en problemli alanlarından biri olarak öne çıkıyor. Atatürk’ün bu raporları tek taraflı bir kabul süreciyle ele almadığı açıkça görülüyor. Mu’ya dair iddialar inceleniyor; ancak bilimsel dayanağı zayıf, aşırı genelleme içeren ve zorlamaya kaçan yorumlara mesafe koyuluyor. Bu yaklaşım, kitap boyunca tutarlı biçimde korunuyor. Okuma boyunca beni en çok etkileyen şeylerden biri de bu oldu. Sorgulayan, merak eden ve dogmatik düşünmeyen bir akılla karşı karşıyayız. Yanlış olduğunu düşündüğü yerde durabilen, bilimle bağın koptuğu noktada geri çekilebilen bu tavır, Atatürk’e bir kez daha hayran kalmama neden oldu. Sonuçta ortaya çıkan şey, efsanelerin peşinden giden bir anlatı değil; efsaneleri masaya yatıran, tartan ve gerektiğinde geri çeviren bir düşünce disiplini. Bu kitap kayıp bir kıtadan çok, Atatürk’ün tarih ve dil çalışmalarında nasıl düşündüğünü anlamaya odaklanıyor.
Atatürk ve Kayıp Kıta MuSinan Meydan · İnkılâp Kitabevi · 20191,297 okunma
·
55 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.