Kendimi bildim bileli 'Sinekli Bakkal' denince, Kurtuluş Savaşı döneminde camları toz tutmuş, eski bir bakkal canlanırdı gözümde. Nereden bilebilirdim ki 'Sinekli Bakkal' ın bir mahalle olabileceğini:).
Kitap bir yandan küçük bir mahallenin dinamiklerini, gündelik hayatını yansıtırken; bir yandan da saray hayatının ihtişamını, farkını gözler önüne seriyor. Bir anlamda aynı şehirde farklı hayatlar.
Hikaye henüz küçükken hafız olan Rabia'nın yaşadığı olaylar etrafında şekilleniyor. Öyle ki Rabia'nın çocukluğundan genç kızlığına olan sürece bizzat siz de tanıklık ediyorsunuz.
Müslüman hafız Rabia ve hristiyan müzisyen Peregrini'nin aşkı öyle güzel işlenmiş ki... Yazar doğu-batı çatışmasını, eski ile yeninin sentezini, kuşaklar arası farkı bu aşk üzerinden sunmuş okuyucuya. Bu sayede kült roman olmayı epey başarmış zannımca.
Son olarak dikkatimi çeken bir diğer noktaysa o dönemde sanatın, musikinin insanların hayatında ne kadar önemli bir yer tuttuğu oldu. Müzik o dönem insanlarının hayatlarının her anında varmış ve ekmek kadar su kadar elzem bir ihtiyaç haline gelmiş.
Genel olarak okuması keyifli ve akıcı bir kitaptı.