Gönderi

Sonuna kadar okuyabilene minnettarım:)
Puan vermedi·792 syf.··
2025 103. kitabı
·
25 günde okudu
·
Okunma: 31 Aralık 2025 15:13
Nino Haratischwili’nin Sekizinci Hayat’ı, daha ilk sayfalardan itibaren okuru içine alan, bırakması zor bir roman. Çarlık Rusyası’ndan Sovyetler’in çözülüşüne uzanan büyük tarihsel kırılmalar, Jashi ailesinin kuşaklar boyunca süren hikâyesiyle iç içe geçerken tarih, romanda bir arka plan olmaktan çıkıyor; karakterlerin kaderine doğrudan müdahale eden bir güç hâline geliyor. Bu anlamda roman, tarihi anlamaya değil, ona dayanabilmeye çalışan bir metin. Kitabın en güçlü yanlarından biri, anlatıyı erkek kahramanlar üzerinden değil, kadınların maruz kaldığı süreklilikler üzerinden kurması. Bastırılmış arzu, zorunlu fedakârlık, sessiz dayanıklılık, bedensel ve duygusal şiddet; roman boyunca kadın karakterlerin hayatında tekrar tekrar karşımıza çıkıyor. Bu yönüyle Sekizinci Hayat, “erkeklerin yazdığı tarih”e karşı alternatif bir hafıza alanı açıyor. Çok kıymetli. Anlatım dili son derece duyusal ve bedensel. Kokular, tatlar, yaralar, tutkular; her şey hissediliyor. Roman bölümlere ayrılmış bir destan gibi ilerliyor; neredeyse her karakter kendi küçük romanını taşıyor. Epey melodramatik, evet, ama bunu saklamıyor. Okuru mesafede tutmuyor; boğuyor, sarıyor, sürüklüyor. Ve bunu yaparken kendini okutmayı çok iyi biliyor. Epik, melodramatik ve travmatik bir okuma deneyimi aynı anda mümkün kılıyor. Tam da bu edebi gücü yüzünden roman, politik tercihlerinde daha görünür hâle geliyor. Sekizinci Hayat, sosyalizmi teorik ya da tarihsel bir proje olarak değil, belirli bir sınıfın ve ailenin yaşantısı içinden anlatıyor. Bu aile küçük burjuva; kültürel sermayesi olan, hayal kurmayı zaten “özel alan”ında yaşayabilen insanlar. Dolayısıyla devrim, bu karakterler için bir imkân değil, bir yerinden edilme, bir kayıp ve dağılma deneyimi olarak beliriyor. Roman bilinçli biçimde aşağıdan yukarıya değil, yukarıdan aşağıya bakıyor. Bu bakış açısıyla birlikte sosyalizm, romanda neredeyse bütünüyle baskı, korku ve yozlaşmış liderler üzerinden temsil ediliyor. Sosyalist figürlerin büyük çoğunluğu ya iktidar sarhoşu, ya bireysel hırslarının, habis zevklerinin, çıkarlarının ya da korkularının peşinde. İdeoloji çoğu zaman bir inançtan çok bir bahane gibi duruyor. Sistem, bireysel kötülüklerin üstünü örten bir mekanizmaya dönüşüyor. Devrim ise dünyanın başlarına yıkılışıyla eş anlamlı hâle geliyor. Ama bu anlatıda neredeyse tamamen eksik kalan şeyler var: sınıfsal eşitlenme, eğitim ve sağlık alanındaki kazanımlar, yoksulların ilk kez erişebildiği imkânlar, “ilk kez hayal kurabilen” milyonlarca insan. Roman bedeli anlatıyor; ama bu bedelin hangi tarihsel dönüşümlerle birlikte geldiğini konuşmuyor. Kayıp, yalnızca kaybedenler üzerinden kuruluyor. Küçük burjuva dünyanın yıkımı genelleştiriliyor; sanki herkes için tek deneyim buymuş gibi. Ama değil. Sorry. Birilerinin salonları yıkılırken, başkaları ilk kez okula gidebildi, ilk kez söz sahibi oldu, ilk kez “hayat” kurabildi. Tarih dediğimiz şey her zaman çelişkili; aynı anda hem yıkıcı hem kurucu, hem zalim hem dönüştürücüdür. Sekizinci Hayat ise travmayı çok iyi anlatırken, travmayı tarihin yerine koyuyor. Bireysel yıkımı tarihsel hakikat gibi kuruyor. Çokluğa kapıyı kapatıyor. İtirazım tam olarak burada başlıyor. Bu tek yanlılık, Sovyet tarihine dair zaten ideolojik savaşın ürünü olan karikatürize anlatılarla da birleşiyor. Beria figürünün neredeyse “sosyalizmin özü” gibi sunulması, hem Batı anlatılarında hem Sovyet sonrası milliyetçi söylemlerde sıkça karşılaşılan bir indirgemeyi yeniden üretiyor. Romanın içinde, gerçekten inanan, davaya inanarak sosyalist olan tek bir karakterle bile karşılaşmamak ister istemez şu soruyu doğuruyor: Koca bir devrimi gerçekten sadece çıkarcılar, korkanlar ve hırslılar mı yaptı? O kadar da değil. Belki de Sekizinci Hayat’ı en doğru okuma biçimi, onu itiraz ederek sevmek. Romanın anlattıkları kadar sustuklarına da kulak vermek; kırılan hayatları görürken, görünmez kılınan kolektif kazanımları da hatırlamak. Çünkü tarih, yalnızca hayallerinin peşinden Paris’e dans etmeye gidemeyen Stasia’nın değil; onun varlığından bile haberi olmayan, ama ilk kez hayal kurmaya başlayan milyonlarca insanın da tarihi. #etemleventbakaç çevirisi #sekizincihayat #ninoharatischwili
Edebiyat
Sekizinci HayatNino Haratischwili · Aylak Adam Yayınları · 2018239 okunma
·
1 +1'leme
·
624 Gösterim
1 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
Kitabı ben çok severek okumuştum gerçekten o kadar sayfa hiç sıkılmaz mı insan? Ama dediğiniz şeye de katılıyorum sosyalizm küçük burjuvanın gözünden bakınca böyle görünüyor sanırım.
Emel Keleş
Gönderi Sahibi
Ben de elimden bırakamadan okudum, çok güzel yazılmış çünkü. Ama beni çok da rahatsız etti. Sovyetler’e duyduğu öfkeyi kurguya karmış resmen yazar. Öfke duyabilir, sorun bu değil. Ama madem baskıya karşı öfkelisin, o zaman dünyayı zulmüyle yakıp kavuran Hitler ordusuna da aynı öfkeyle yaklaşacaksın. Faşistlerin ölümünü şiir gibi anlatmak niye? Onları da mı Sovyetler yaptı? Çok tek yanlı ve adaletsizliğe varan bir tarafı vardı yazarın. Bunun dışında edebi olarak çok güzeldi, ona sözüm yok.