Düşüncelerimi toparlayamıyorum anlatılması gereken çok şey var bu yüzden rastgele, aklıma ne gelirse onu yazacağım bir inceleme olacak.
Ockham'ın usturasıyla başlamak istiyorum kitaba da uygun bir seçim olur. Yani basit açıklama doğruya en yakın olandır. İnce düşünceleri budayarak basitliğe bakarsak günümüzün hayvan sevgisi önemi ve hayvanlarla empati yaptıran bir kitap. Öncelikle ana tema budur. Bugün hayvanlar avlanıyor yeniyor ve karnındaki bebekleriyle hunharca katlediliyor. Günümüzün hükumeti de hayvanları beslemeyi yasaklaması, sokak köpeklerinin katledilmesini onaylayan bir durumda olması manidar geldi.
Katledilmesi* dedim ama bu eserde yasaklı bir kelime kullandım. Dönüştürülmesi falan diyelim buna. Hükumetin, dünyanın, insanların halkı manipule etmesinin büyük parçasının biri budur. Kelimeleri ya da kelimelerin anlamlarını değiştirmek bunu George Orwell'ın 1984 eserinde de görmekteyiz. Suçlu değil kader mahkumu. Ortaklarımla aramız bozuldu değil kandırıldık. Hayat pahalıdır değil insanlar aç gözlü. Depreme önlem almak yerine vergileri yedik değil kader. Yani bebek katiline, bebek katili diyemiyorsan destekçisin demektir. Şöyle bir şey vardır yetkili ve makam sahibi bilir kişi olarak algılanır, insanlar bu yetkili kişilerin sözlerini sorgulamadan doğru olduğuna inanırlar çünkü o bilmeyecek de kim bilecek düşüncesi hakimdir. Günde şu kadar varil petrol çıkarıyoruz denildiği zaman insanlar buna inanıyor kitap bu konuyu güzel bir şekilde okuyucuya veriyor. Hayvanlar ölümcül virüslü denilip kuşların dışkılarından kendinizi koruyun denildiği zaman kimse hükumetin (hükumet diyorum çünkü devlet ile hükumet ayrı şeylerdir.) Bir şemsiye firmasıyla anlaşma yaparak çıkar sağlayacağını aklına bile getirmez.
Bu kuş dışkısı ve şemsiye aslında bir inanç metaforudur hükumetin söylediği bu sözler artık bir inanç halini almıştır. Aslında bakarsak dinlerin de çıkış noktası budur kimse sorgulamaz ve artık halk arasında şemsiyesiz gezene büyük bir günah işliyormuş gibi bakılır.
İnsanların birbirini yemesi mecaz olarak günümüzde doğrudur. İnsanlar bütün tabanlarda yedikleri yemeğe saygılı olmalıdır çünkü her taban içinde ölüm barındırır. Çünkü çiftçiler yetiştirdiği ürünün hakkını alamıyor ve her yediğimizde bizim için hakkını alamayan o insanlara saygı duymalıyız. Her tabakta o insanların emeğinin ölümü vardır.
Bütün okurlar Marcus tejo'yu iyi bir insan, devrimci bir insan, diğerlerinden farklı düşünen bir insan olarak algılayarak okuduğuna eminim ama kitabın sonu tam bir ters köşe, çok çarpıcı. Marcus bu sistemi sürekli eleştiren rahatsız olduğunu davranışlarıyla gösteren ve düşünceleriyle belirten bir insandır. Ancak bu mesleği neden hala devam ettirmektedir? Devam ettirdiğini söyler çünkü akıl sağlığını yitirmiş babası için maddiyata ihtiyacı vardır, devam ettirir çünkü çocuğu ölmüştür ve eşi evi terk etmiştir, çünkü başka yapacak bir şey bilmiyordur. Bazen insanın dünyanın yükünü taşıması gerekiyor ve bunun için insan kıyımına şahit olup nefret etmesi gerekiyor. Nefret insana devam etme, ayakta durma gücü verdiğini kendi belirtiyor. Ancak zamanla babası vefat edince, kız kardeşine hakkı olan yargıyı yerine getirince ve bir çocuğu olduğunda anlarız ki Marcus bir devrimci değildir. O sistemden şikayet eden bir insandır sadece ve o da herkes gibidir. Günümüzde neredeyse herkes ben de dahil çalıştığımız işlerde şikayet ederiz ama hiçbirimiz sistemin dışına çıkmayız. Çünkü yapılacak hayallerimiz, bakmamız gereken bir ailemiz, çünkü başka bir yapmayı bilmiyoruz deriz kendimize. Ancak adalet mesleğindeysek adaletsizliğin içindeki haksızlığı, genel olarak bütün mesleklerdeki insan kıyımını gördüğümüz halde sistemin dışına çıkmayız. Çünkü aslında bizi rahatsız eden sistemin içindeki hayatımıza yansıyan mutsuzluktur. Sorunları hallettiğimizde sistemin içinde mutlulukla kalır insanlar. Kötülüğün sıradanlığıdır bu. Marcus eleştirir ama insan kıyımı yapmaya devam eder ve zorundayım elimde değil der. Hitlerin bir subayı yargılanırken yahudileri katledilmesi davasında ben verilen emirleri yerine getirdim ve hayır demem mümkün değildi diyerek yaptığı kötülüğü sıradanlaştırmıştır. Hepimiz suçluyuz. Adaletsiz bir sistem diyerek hala orada kötülüğe devam ediyorsak kötülüğümüze sıradanlık kılıfı geçiriyoruz demektir.
Sergio karakterinde arkadaşına velinimet kesilmek ya da acıyarak yaklaşmak yerine normal davranmıştır. Düşmüş bir insana velinimet kesilmek ona çok ağır gelir. Bunu ufak bir nokta olarak belirtmek istedim.
Aslında bu sistemin içindeki tek iyi insan Manzanillo karakteridir. Okudukça aydınlanan ve her şeyin farkına varan kesilmek üzere bekleyen insanların kaçmasını sağlamaya çalışan ve Marcus a nefretle bakan kendisidir. Aslında tek haklı olan karakterdir. Biz bile Marcus un ne olduğunu anlayamadık. Görünüşü gerçeklik sandık.
You only live once.
Mutlu yıllar.