Eskiler ilmi ancak nass'ı derlemek ve onda kapalı olan noktaları şerh etmek olarak görmüşler.
İbn Kayyım El-Cevziyye (1292-1350) iman sahibinin iki önemli vasfını inceliyor bu kitapta: Onlar sabrederler ve şükredeler. Bunlarsız bir mü'min düşünemiyor Cezviyye (rhm).
Sabrın ve şükrün lügat anlamı üzerinde burada uzun uzun durmaya gerek olmasa da, Allah Rasülü'nün (sav) dünyasında bu kavramların nasıl tanımlara sahip oldukları, sınırları ve keyfiyetleri önemlidir. Bunları öğrenmek amacıyla da bu kitap elzemdir; yoksa bilinir ki nass'ın sınırlarını anlamak çoğu kez akla kapalıdır. İbn Kayyım El-Cevziyye (rhm) ilgili ayetleri ya da ilgili hadis-i şerifleri tefsir ve şerh ederek aslında kendisinden sonra gelenlerin imanlarını muhafaza etmeleri için bir cephane sağlamıştır; hikmete dokunduğu noktalarda. Allah (cc) ondan razı olsun.
Suyunun suyunun suyunun suyu bir özet ile bir şey söyleyecek isek;
Sabır vakanın gerçekleştiği halden başlamalıdır; dil ve beden burada beraberce sebat etmelidir. Kişinin tüm hali de bunu yansıtmalıdır. Ancak gözden engel olunamadığı için gelen bir kaç göz yaşına müsade vardır en çetrefilli hallerde.
Şükür bahsinde ise kul'un üzerindeki herhangi bir nimete şükredemeyeceğini bilmesi gerekir; ancak "elhamdülillah"sızlıkta kişinin nankörlüğüne işarettir.
Ayrıca İbn Kayyım El-Cevziyye sabır ve şükrün hangisinin daha efdal olduğunu tartışmıştır, seleflerinin görüşlerini de iktibas ederek. Hatta bazen konuyu spesifikleştirerek bu tartışmasını da zenginin şükrü ve fakirin sabrı olarak iki kategoriye ayırmış hangisinin daha faziletli olduğunu aramıştır; lakin vardığı sonuç bu kavramların birbirlerine fazilet konusunda üstünlüğü olmadığını ortaya koymaktır. Mü'min de her ikisi de bulunmalıdır; ve durumlara göre daha efdal olan fiil değişebilir.
*Yarına kalsın diye bir hadis-i şerifi iktibas edip kapatalım.
Müslimin rivayet ettiğine göre, Ebu Hüreyre (r.a.), demiştir ki, «Resulullah (s.a.v.) bir gün yahut bir gece dışarı çıktı. Ve birden Ebu Bekir'le Ömer'e rastladı. <<Sizi bu saatte evlerinizden çıkaran nedir?» diye sordu. «Açlık ya Resulullah!>> dediler. «Ben de nefsim yed-i kudretinde olan Allah'a yemin ederim ki, beni de sizi çıkaran çıkarmıştır. Kalkın» dedi. Hemen onunla birlikte kalktılar ve Ensardan bir zatın evine vardılar. Bir de baktı ki, o zat evinde yok, kadın onu görünce, «Hoş geldiniz, sefa geldiniz» dedi. Resulullah (s.a.v.) de ona, «Filan nerede?» dîye sordu. Kadın, «Bize tatlı su getirmeye gitti dedi. O anda Ensar geldi. Resulullah (s.a.v.) ile iki arkadaşını gördü Sonra, «Allah'a hamd olsun bu gün benden misafirleri daha şerefli olan kimse yoktur» dedi. Hemen giderek onlara bir hurma salkımı getirdi ki içinde koruk, kuru ve olgun hurmalar vardı. <<Bundan buyurun» dedi ve bıçağı aldı. Bunun üzerine Resulullah (s.a.v.) ona «Sakın sağmal koyuna dokunma» buyurdu. Fakat o, onlar için kesti ve hem koyundan, hem o hurma salkımından yediler içtiler. Yemeğe doyup,suya kandıkları vakit Resulullah (s.a.v.), Ebu Bekir'le Ömer'e «Nefsi yed-i kudretinde olan Allah'a yemin ederim ki, kıyamet gününde bu nimetlerden mutlaka sorulacaksınız. Sizi evlerinizden açlık çıkardı. Sonra şu nimetlere kavuşmadan dönmediniz» buyurdular.
Bu sahih olan hadis-i şerif hitabın umum olmasında açıktır (Tekasür suresindeki hitabın kime olduğuna dair tartışma). Bu hitab kafirlere mahsus değildir. Gerçek de bu hitabın kafirlere mahsus olmadığına şahadet eder. Çünkü çoklukla övünmek pek çok müslümanları ahiretten alıkoymuştur. Kuran-ı Kerim'in hitabı, kendisine ulaşan herkese şamildir. Bu gün biz ve bizden Önce olanlar ve bizden sonra, gelecekler hepimiz şu ayet-i kerimenin altına girmekteyiz, «Ey iman edenler! Sizden öncekilere oruç farz kılındığı gibi size de farz kılındı» (Bakara/183) Bu ayet-i kerimeye benzeyen bütün ayet-i kerimelerin altına her müslüman girmektedir. «Çoklukla Övünmek sizi oyaladı>>> (Tekasür/1) Allah Teala'nın bu kavli kerimi bu sıfatla muttasıf olan herkese hitabdır. İnsanlar çoklukla Övünmede derece derecedir. Bu derecelerin sayısını ancak Cenab-ı Hak bilir.