Gönderi

Tuğba Karacan’ın Ayrılmak Zamanı Kitabından 1.Film
Metin ErksanMetin Erksan 1965 tarihli filmi Sevmek ZamanıSevmek Zamanı Türk sinemasının en özgün ve şiirsel yapıtlardan biridir. Film, Adalar’da köşk boyayan Halil’in, duvarda gördüğü genç kadının fotoğrafına -Meral’e- aşık olmasıyla başlar. Bu başlangıç, yalnızca bir aşk hikayesi değil, psikanalitik düzlemde eksiklik, fantezi ve tamamlanma arzusunun görselleştirilmesidir. Halil’in bir fotoğrafa âşık olması, aşkın özünde eksikliği giderme fantezisine dayandığını açığa çıkarır. Halil’in bağlandığı şey, Meral’in kendisi değil, onun imgeye dönüşmüş yüzüdür. Fotoğraf, sessizliği, dokunulmazlığı ve karşılıksızlığıyla Halil’in güvenli alanıdır. Gerçek Meral’in özelliği -kendi arzularını, itirazları ve bağımsızlığı- bu fantezide kurulan bütünlüğü tehdit eder. Halil’in, “Ben senin resmine değil de sana aşık olsaydım o zaman ne olacaktı? Belki bir kere bile bakmayacaktın yüzüme, belki de alay edecektin sevgimle. Halbuki resim bana dostça bakıyor, iyilikle bakıyor ve ebediyen bakacak. Hayır! Benimle resminin arasına girme. İstemiyorum seni! Ben senin yalnız resmine aşığım,” sözü, imgeye sadakatin, yani eksikliği kontrol altında tutma arzusunun itirafıdır. Bu tercih, narsistik bir yönelim içerir: Halil, resimde kendi ideal benliğinin yansımasını bulur. İmge, hem onun ulaşmak istediği bütünlüğü temsil eder hem de onu ilişkinin sahici risklerinden korur. Halil, fantezisini sürdürdüğü sürece aşk güvenlidir; fakat Meral hakikatiyle karşılaştığında bu denge bozulur. Halil’in Meral’in resmine aşık olması, Platon’un mağara alegorisinin sinematografik bir karşılığı gibidir. Platon, insanları bir mağaranın içinde zincirlenmiş halde tasvir eder. Bu insanlar başlarını sağa sola çeviremez, yalnızca mağaranın duvarına bakabilirler. Arkalarında yanan bir ateş vardır ve ateşle insanlar arasında çeşitli nesneler geçirilir. Onlar sadece bu nesnelerin gölgelerini mağara duvarlarında görürler. Bu insanlar için hakikat, gördükleri gölgelerden ibarettir; çünkü hayatları boyunca başka bir şey görmemişlerdir. Bir gün içlerinden biri zincirlerinden kurtulup mağaradan çıkar. Önce ışık gözlerini kamaştırır, ama zamanla gerçek nesneleri ve en sonunda güneşi görmeyi başlar. O anda anlar ki mağaradaki gölgeler yalnızca birer görünüşten ibarettir; hakikat, mağaranın dışında, ideaların dünyasındadır. Platon’un mağara alegorisi, hakikatle görünüş arasındaki uçurumu göstermek için kurulmuş bir metafordur. Halil, mağaradaki gölgelerle yetinen kişidir; resim onun gölgesidir, gerçek Meral ise ışığa çıkarsa görebileceği hakikattir. Ancak hakikatle yüzleşmek, fantezisinin çöküşünü getirir. Meral’in babasının reddedişe ve Halil’i “uygunsuz” görmesi, simgesel düzlemde aşkı kırılmaya uğratır. Bunun üzerine Halil, aşkını yeniden bir cansız beden üzerinden inşa etmeye kalkar; cansız ve karşılık veremeyen bu nesne, fantezinin kırılgan savunmalarından biridir. Sevmek ZamanıSevmek Zamanı aşkı, tamamlanma vaadiyle değil, eksiklikten kaçışın düşsel savunmasıyla resmeder. Halil’in imgeye sadakati, ötekinin öznelliğini tanımaktan kaçışın göstergesidir. Gerçek Meral, Halil’in aradığı bütünlüğü veremez; resimde bu eksikliği yalnızca maskeler. Böylece film, aşkın, “eksik parçayı bulma” yanılsamasını boşa çıkarır. Tamamlanma arzusu kırılgandır; aşk, eksiklikle yüzleşmeyi reddettiğinde ya da başka bir ifadeyle hayal kırıklığını göğüsleyemediğinde trajedi kaçınılmaz olur. Sonuçta sevmek zamanı, aşkı bir bütünleşme değil, eksikliği dondurma girişimi olarak gösterir. İmgede ölümsüzleşen aşk, gerçeğin temasına dayanamayıp çöker. Erksan’ın şiirsel sinematogragi, aşkın kırılgan doğasını ve eksiklikle yüzleşmesinin kaçınılmazlığını derin bir psikanalitik anlatıma dönüştürür. Tuba KaracanTuba Karacan Ayrılmak ZamanıAyrılmak Zamanı S: 29-30-31
·
25 Gösterim
Yorumlar
Yorum yapabilmeniz için giriş yapmanız gerekmektedir.