Kadınlar eşlerinin değişeceğini düşünür ama değişmezler. Kocalar ise eşlerinin hiç değişmeyeceğini sanır ama tam tersi olur.
kitapta yalnızca bir hikaye anlatmıyor; evlilik, sevgi, bağlılık, çocukluk travmalarını yönetme biçimi, kırılganlık ve hatta suskunluk kavramlarını katman katman açıyor,tıpkı gerçek hayat gibi herkes biraz güzel, biraz çirkin... Yazar Grady Green’in karısı Abby, ardında hiçbir iz bırakmadan, gizemli bir şekilde ortadan kaybolur. Grady eşini bulmak için elinden geleni yapar, ancak çabaları sonuçsuz kalır. Abby’nin yokluğuna alışamasa da kariyeri için kitap yazmaya devam etmek zorundadır. Grady, kendini üç aylığına yazmak için kendini İskoçya’nın ücra bir adasında bulur. Adada yirmi beş kişi yaşamaktadır ve hepsi de tuhaf insanlardır. Telefon yok, internet yok, herhangi bir haber uygulaması yok. En tuhafı ise adada kuş da yok. İletişim haftada bir gelen feribot aracılığıyla saklanmakta. Grady, zamanla bir karanlığa sürüklendiğini fark eder.her detay buram buram yalan kokuyor. karakterinin peşinden giderken kendimi bir noktada 'Kim suçlu, kim kurban, hatta kim gerçekten hayatta?' diye sorgularken buldum.Ters köşe gerilimi sonuna kadar hissettiren bir hikaye....