Puan vermedi·384 syf.····Okunma: 31 Aralık 2025 01:58 Lâ, adını İslam düşüncesinin merkezindeki “Lâ ilâhe illallah” ifadesinin ilk ve en sarsıcı kelimesinden alır. Bu kelime, sadece bir reddiye değil; aynı zamanda arayışın, yıkımın ve yeniden inşanın başlangıcıdır.
“Lâ”, eserde sadece bir kelime değil, bir eşiktir.
“Lâ, bütün putları devirmeden evet demeye izin vermez.”
Bu kısa ama güçlü vurgu, eserin omurgasını oluşturur. Yazar, imanın önce reddedişten geçtiğini vurgular. Sahte kutsallar, benlik putu, kibir ve mutlaklık iddiası bu “lâ” ile yıkılır.
Tasavvufta “lâ”:nefsin reddi,sahte kimliklerin yıkımıdır.Romanda bu şu şekilde görünür:insanın kendi doğrularına tapması, ahlâkını bile putlaştırması,“ben haklıyım” cümlesini kutsaması.
“En zor vazgeçilen put, insanın kendisidir.”
Bu yönüyle Lâ:dindar okuru rahatsız eder,inançlı ama sorgulamayan zihni sarsar.
Bekiroğlu, bu romanda:Hz. Âdem,İblis,insanın düşüşü,itirazın metafiziği üzerinden varoluşun en kadim sorularını sorar.
Bekiroğlu’nun en çarpıcı hamlelerinden biri, İblis’i tek boyutlu bir kötülük figürü olarak sunmamasıdır.
“Ben secde etmedim, çünkü kendimi gördüm.”
Bu cümlede İblis:isyankâr,kibirli,ama aynı zamanda akleden ve sorgulayan bir varlık olarak belirir.
Yazar burada okuyucuyu rahatsız eder: İtaat mi daha değerlidir, yoksa akıl mı?Sorgulamak ne zaman isyana dönüşür?
İblis:geçmişte kalmış bir varlık değil,benliğin bugünkü hâlidir.
“İblis, ‘Ben’ dediği anda kaybetti.”
Bu cümle, modern ego kültürünün özeti gibidir.Bugünün insanı:“benim doğrum,benim sınırım,benim gerçeğim" diyerek hakikati şahsîleştirir.
Âdem, bu romanda kusursuz bir peygamber figüründen ziyade insanın özü gibidir.Sadece ilk insan değildir,her insandır.
“Unutmak, insanın ilk günahıydı.”
Bu ifade, insanın trajedisini özetler:İnsan unutur,unuttuğu için düşer,ama yine de dönme ihtimali olan tek varlıktır.İblis’ten farkı da buradadır:İnsan düşer ama pişman olabilir.
Secde, eserde yalnızca dinî bir hareket değildir; ontolojik bir tavırdır.Secde:haddini bilmektir,benliğin mutlaklaşmasıdır.
“Secde etmedi, çünkü kendini büyük bildi.”
Burada İblis:Allah’ı inkâr etmez,ama kendini aradan çekmeyi reddeder.
Bekiroğlu’nun asıl sorusu şudur:
İnsan Allah’ı inkâr ettiği için mi kaybolur, yoksa kendini merkeze koyduğu için mi?
Romanda net bir zaman yoktur,mekân çoğu zaman semboliktir,anlatı, tarihsel olmaktan çok zamansızdır.Bu bilinçli bir tercihtir çünkü:
mesele “bir zamanlar” değil, “şimdi”dir.
Nazan Bekiroğlu’nun dili bu eserde:yoğun, sembolik,yer yer tasavvufi,yer yer epik bir anlatıma sahiptir.
“Söz ağırdı, mana derindi.”
Cümleler kısa ama çağrışımları geniştir. Roman, klasik bir olay örgüsünden çok bir tefekkür metni gibi ilerler. Okurdan sabır ve dikkat ister.
Sonuç: “Lâ” Demeden “Evet” Olmaz.“Yıkmadan yapılmaz.”Lâ, modern insanın:konforlu inancını,
sorgulanmamış kabullerini,sessiz teslimiyetini
yerle bir eder.Kolay okunan ama kolay hazmedilmeyen bir kitaptır. Okuyucuya şunu sorar:
“Gerçekten neye inanıyorsun ve neyi hiç sorgulamadın?
”Lâ’nın Asıl Mesajı: İman Bir Cesaret İşidir.Lâ, inancı:güvenli bir liman,alışkanlık,miras olmaktan çıkarır.İman burada:yalnız kalmayı göze almak,bildik doğrularını feda etmek,
“haklı olma” konforundan vazgeçmektir.
“İman, her şeyi kazanmadan önce her şeyi kaybetmeyi göze almaktır.
”Lâ, modern insana şunu söyler:
“Allah’ı inkâr etmiyorsun belki;
ama kendinden vazgeçmeye cesaretin var mı?”