Lâ, adını İslam düşüncesinin merkezindeki “Lâ ilâhe illallah” ifadesinin ilk ve en sarsıcı kelimesinden alır. Bu kelime, sadece bir reddiye değil; aynı zamanda arayışın, yıkımın ve yeniden inşanın başlangıcıdır.
“Lâ”, eserde sadece bir kelime değil, bir eşiktir.
“Lâ, bütün putları devirmeden evet demeye izin vermez.”
Bu kısa ama güçlü vurgu, eserin omurgasını oluşturur. Yazar, imanın önce reddedişten geçtiğini vurgular. Sahte kutsallar, benlik putu, kibir ve mutlaklık iddiası bu “lâ” ile yıkılır.
Tasavvufta “lâ”:nefsin reddi,sahte kimliklerin yıkımıdır.Romanda bu şu şekilde görünür:insanın kendi doğrularına tapması, ahlâkını bile putlaştırması,“ben haklıyım” cümlesini kutsaması.
“En zor vazgeçilen put, insanın kendisidir.”
Bu yönüyle Lâ:dindar okuru rahatsız eder,inançlı ama sorgulamayan zihni sarsar.
Bekiroğlu, bu romanda:Hz. Âdem,İblis,insanın düşüşü,itirazın metafiziği üzerinden varoluşun en kadim sorularını sorar.
Bekiroğlu’nun en çarpıcı hamlelerinden biri, İblis’i tek boyutlu bir kötülük figürü olarak sunmamasıdır.
“Ben secde etmedim, çünkü kendimi gördüm.”
Bu cümlede İblis:isyankâr,kibirli,ama aynı zamanda akleden ve sorgulayan bir varlık olarak belirir.
Yazar burada okuyucuyu rahatsız eder: İtaat mi daha değerlidir, yoksa akıl mı?Sorgulamak ne zaman isyana dönüşür?
İblis:geçmişte kalmış bir varlık değil,benliğin bugünkü hâlidir.
“İblis, ‘Ben’ dediği anda kaybetti.”
Bu cümle, modern ego kültürünün özeti gibidir.Bugünün insanı:“benim doğrum,benim sınırım,benim gerçeğim" diyerek hakikati şahsîleştirir.
Âdem, bu romanda kusursuz bir peygamber figüründen ziyade insanın özü gibidir.Sadece ilk insan değildir,her insandır.
“Unutmak, insanın ilk günahıydı.”
Bu ifade, insanın trajedisini özetler:İnsan unutur,unuttuğu için düşer,ama yine de dönme ihtimali