·112 syf.··Beğendi
···Okunma: 02 Ocak 2026 15:53 "CADILAR, EBELER ve HEMŞİRELER"
"Ne yazık ki yoksul ve eğitimsiz olan cadılar, bizlere bizatihi kendi hikâyelerini bırakamadılar. Bütün tarih gibi onun hikâyesi de eğitimli elitler tarafından kayda geçirildi ve bu yüzden de bugün cadıyı yalnızca ona zulüm uygulayanların gözünden görebiliyoruz."
"Sağlık" denince aklınıza gelen ilk görüntü nedir? Çoğumuz için muhtemelen beyaz önlüklü, steteskoplu, çoğunlukla erkek bir doktor figürüdür. Peki ya bu görüntü bir illüzyonsa? Ya kadınların tıptan, şifadan, beden bilgisinden "doğal olarak" uzak olduğu fikri, bilimle değil, iktidarla ilgili kasıtlı bir kurguysa?
Amerika’daki ikinci dalga feministlerin 1970’lerde kaleme aldığı "Cadılar, Ebeler ve Hemşireler" isimli manifesto, tam da bu sorularla ortaya çıktı. Feminizmin "kişisel olan politiktir" mottosunu, kadın bedeninin en mahrem ve hayati alanına, sağlığa taşıdı.
1970'lerde feministler, "modern" sağlık sistemine baktıklarında çarpıcı bir çelişki gördüler:
· Kadınlar, sistemin birincil "hastalarıydı" (doğum kontrolü, doğum, menopoz), ancak karar vericileri değillerdi.
· Sağlık alanında çalışan kadınlar, hep "yardımcı" rollere (hemşire, ebe asistanı) sıkıştırılmıştı.
· Kadınların kendi bedenleri hakkındaki sezgisel ve geleneksel bilgisi, "bilimsellik" adı altında küçümseniyor ve yok sayılıyordu.
Bu adaletsizliğin "doğal" olamayacağından şüphelenen feministler, tarihe baktılar. Ve gördükleri, büyük bir gaspın hikâyesiydi.
Tıp tarihi çoğu zaman tarafsız, ilerlemeci ve insanlığın ortak yararına hizmet eden bir alan olarak anlatılır. Oysa bu anlatının ardında, uzun süre görmezden gelinen bir gerçek vardır: Bizler tıp tarihi boyunca pasif izleyiciler olmadık. Kadınlar, şifacılığın her döneminde aktif öznelerdir; ancak bu varlık, sistematik biçimde silinmiş, bastırılmış ve dışlanmıştır.
Bugün içinde yaşadığımız sağlık sistemi, kadın ve erkek şifacılar arasındaki rekabetten doğmuş ve bu rekabetin kazananı olacak şekilde şekillendirilmiştir. Tıp mesleği, çoğu zaman düşünüldüğü gibi herkese eşit kapılarını açan bir kurum değil; aksine kadınları dışarıda tutmak üzere inşa edilmiş bir kale gibidir. Bu durum, sağlık alanındaki cinsiyetçiliğin rastlantısal olmadığını açıkça gösterir.
Araştırmalar gösterdi ki, Avrupa’da erken modern dönemde (15-17. yüzyıllar) kadınlar toplumun birincil şifacılarıydı. Bitkileri tanıyor, doğumu yönetiyor, merhemler yapıyorlardı. Bu bilgileri aktarıyor, topluluklarının sağlığından sorumluydular.
Ancak bu güç, kurumsallaşmaya başlayan erkek egemen tıp ve kilise için bir tehditti. Kadın şifacılar, "cadı" olarak hedef gösterildi. Suçlamaları neydi?
· Pragmatik ve deneysel olmaları: Kitabı bilgiye değil, deneyime dayanmaları.
· "Edepsiz" olmaları: Kadın bedenine dair bilgi sahibi olmaları ve bunu konuşmaları.
· Toplumsal otoriteye sahip olmaları.
Cadı avları, sadece bir kitle imhası değil, aynı zamanda bir bilgi ve otorite imhasıydı. Kadınların şifa bilgisi, "büyücülük" olarak damgalanarak itibarsızlaştırıldı.
Eser, yalnızca bir tarih anlatısı değil; kadın bedeninin, bilgisinin ve emeğinin yüzyıllar boyunca nasıl sistematik biçimde denetim altına alındığını gösteren güçlü bir belgedir. Kitap, Amerika Birleşik Devletleri’nde ikinci dalga feminizm hareketinin içinden doğar ve 1970’lerin başında feministlerin sağlık sistemine yönelttiği köklü sorgulamaların izini sürer.
O dönemde feministler, modern sağlık sisteminin kadınları çeşitli biçimlerde suistimal ettiğini ya da onlara adaletsiz davrandığını fark etmeye başlar. Kadınların sağlık alanındaki rolleri büyük ölçüde hemşirelik ve yardımcı pozisyonlarla sınırlandırılmıştır. Karar veren, teşhis koyan ve “bilgi sahibi” olanlar erkeklerdir. Kadınlar ise kendi bedenleri hakkında dahi söz hakkı olmayan pasif özneler hâline getirilmiştir.
Kitabın en çarpıcı yönlerinden biri, bu eşitsizliğin “doğal” ya da “ezelden beri” olmadığını göstermesidir. Aksine, kadınların bilgisizleştirilmesi ve güçsüzleştirilmesi; bilimsel tıbbın yükselişiyle birlikte, özellikle 19. yüzyıl başlarında yaşanan uzun soluklu bir iktidar mücadelesinin sonucudur.
Bu sistemleşmiş dışlama, tıp alanıyla sınırlı değil. Tarihin her döneminde, her kıtada, her inanç sisteminde, her meslekte ve nefes aldığımız her alanda, bilinçli ve planlı bir erkek şiddetine maruz kaldık. Bu şiddet fiziksel olduğu kadar, ekonomik, psikolojik ve en önemlisi epistemolojikti – yani bilgimizi, tarihimizi ve otoritemizi elimizden aldı.
Bugün kadınların sağlık sisteminde:
· Kararlarına saygı duyulmaması,
· Ağrılarının ciddiye alınmaması,
· Doğum ve menopoz gibi doğal süreçlerin patolojikleştirilmesi,
· Tıp tarihindeki katkılarının görünmez kılınması...
Cadılar, Ebeler ve Hemşireler, yalnızca içeriğiyle değil, ortaya çıkış hikâyesiyle de dikkat çeken bir kitap. İki kadın yazarın, hiçbir yayınevi desteği olmadan, kendi evlerinde basıp dağıttıkları bu eser; akademik bir çalışmadan çok, toplumu eğitmeyi amaçlayan politik bir metin olarak doğuyor. Kitabın çıkış noktası ise ikinci dalga feminizmin en hararetli yılları.
Yazarlar, aradan geçen yaklaşık kırk yılın ardından kitabı yeniden okuduklarında, bazı ifadelerin kendilerine bile abartılı geldiğini ikinci baskının önsözünde açıkça dile getiriyorlar. Bu itiraf, metnin ruhunu anlamak açısından önemli: Çünkü Cadılar, Ebeler ve Hemşireler, sakin bir tarih anlatısı değil; dönemin öfkesini, itirazını ve aciliyet hissini taşıyan bir metin.
Bu eser, feminizmle, tıp tarihiyle ve iktidar ilişkileriyle ilgilenen herkes için sarsıcı ve öğretici bir okuma. Kadınların “doğuştan gelen doğaları” nedeniyle değil; bilinçli politik tercihler sonucu güçsüzleştirildiğini açıkça ortaya koyuyor.
Kitap, bize şunu hatırlatır: Tıp sistemi tarafsız ve nötr değildir. İçinde doğduğumuz bu sistem, tarihsel olarak cinsiyetçi iktidar mücadeleleriyle şekillenmiş bir yapıdır. Bu kaleyi anlamak, onu dönüştürmek için atılacak ilk ve en önemli adımdır. Çünkü gerçek şifa, ancak bilginin, kontrolün ve özerkliğin kadınlara iade edilmesiyle mümkün olabilir.
"Kadınların itaatkârlığını haklı çıkaracak hiçbir doğal gerekçe yoktur.
Ne dün vardı, ne bugün var, ne de yarın olacak."
Kitapla Kalın.