Puan vermedi·320 syf.··
2026 1. kitabı
Hannah Arendt, İkinci Dünya Savaşı’na ve Yahudi Soykırımı’na doğrudan tanıklık etmiş bir düşünür olarak, Arjantin’e kaçan ve daha sonra yakalanarak yargılanan eski Nazi subayı Adolf Eichmann’ın davasını izler. Bu yargılama sürecine dair gözlemlerini bir kitap haline getirir. Eichmann sanıldığı gibi kana susamış, şeytani bir canavar değildir. Aksine, sıradan kötü bir insandır. Onu tehlikeli kılan şey, ne Yahudilere duyduğu özel bir nefret ne de ideolojik bir kin duygusudur. Tehlike, düşünmemesindedir. Eichmann, yaptığı kötülüğü bir görev bilinciyle, emir talimat zinciri içinde, sorgulamadan yerine getirmiştir. Kendi eylemlerini ahlaki bir süzgeçten geçirmemiş ve iradesini bir otoriteye teslim etmiştir. Sorgulamayı bırakan insan, Kalabalık içinde erir, sürü psikolojisine teslim olur. Herkes yaptığında suç olmaktan çıktığını zanneder. Oysa Arendt’e göre hiçbir şey, yaptıklarımız üzerine düşünmekten daha önemli değildir. Birey olmak; yalnız kalabilmeyi, kendiyle yüzleşebilmeyi ve “Ben ne yapıyorum?” sorusunu sormayı gerektirir. Bu sorudan kaçan insan, en büyük felaketlerin gönüllü taşıyıcısına dönüşür. Ne yazık ki bu düşünce bugün de geçerliliğini korumaktadır. Tarihte benzeri görülmemiş bir zulme uğramış Yahudi halkının, bugün Filistinlilere reva görülen baskı ve şiddet karşısında aynı körlüğe düşmesi, ahlaki olarak açıklanması zor bir çelişkidir. Mazlumun, zalimleştiği anda hafızasını kaybetmesi; Arendt’in uyardığı o düşüncesizliğin hâlâ ne kadar canlı olduğunu göstermektedir.
Kötülüğün SıradanlığıHannah Arendt · Metis Yayınları · 2022991 okunma
·
24 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.