·265 syf.··Beğendi
···Okunma: 28 Aralık 2025 23:41 "GEÇMİŞİN PARMAK İZLERİ"
"Ateşin gölgesi yoktur; bu yüzden insanın içindeki yangını dışarıdan bakan ne görebilir, ne de hissedebilir. O yangının içinde kavrulurken bile, dışarıya karşı dimdik bir duruş sergilersin. Çünkü kimseye yaslanamazsın; çünkü bazı acılar sadece sahibine aittir."
Hayat bazen öyle bir yerde konumlandırıyor ki insanı; ne tam ölü ne tam diri. Sanki iki kıyı arasında salınan bir sal üzerindesin, ama kürekler kırık. İpi çekecek kimse yok. Belki de herkes çekmekten korkuyor. Ya da ipin ucunun kime ait olduğunu unutmuşlar. Öylece kalakalmışsın; bir fotoğraf karesinde zamanın durduğu o an gibi, gözlerden düşmüş, üzeri tozlanmış bir mektup misali… Ve en acı tarafı, birinin unuttuğu değil, hiç kimsenin hiç hatırlamadığı bir şey oluşun.
Zor olan, her şey bitti sanılan yerde, küllerin arasından bir kelime devşirebilmek. Yeni bir dize uyandırabilmek. Makasın iki yüzüyle de yaşamak: bazen keskin tarafıyla parçalanırken, bazen de kör tarafıyla tutunamadığın her şeyi kaybetmek… Ve buna rağmen, belki de bu yüzden, yazmaya devam etmek.
Bazı hikâyeler vardır; okurken sadece bir karakterin değil, bir toplumun yaralarını hissederiz. İnsanın içini acıtan ama bir o kadar da gerçek, yalınlığıyla vurucu bir anlatı sunuyor yazar bize. Süslü cümlelere ihtiyaç duymadan, sade ama etkileyici diliyle Mahir’in hayatına ortak ediyor.
Mahir, çocuk esirgeme kurumunda büyümüş, 18 yaşına geldiğinde ise hayata tek başına tutunmak zorunda kalmış bir genç. Ailesizliğin, yoksulluğun ve sahipsizliğin yükünü daha yolun başındayken sırtlanıyor. İş arıyor fakat bulamıyor; hayata tutunmak isterken her kapı yüzüne kapanıyor. Lise yıllarında sevdiği Müzeyyen’i yıllar sonra yeniden görse de duygularını dile getirecek cesareti kendinde bulamıyor. Çünkü bazı insanlar için aşk bile lüks sayılıyor.
Hayat zaten yeterince zor ilerlerken, bir gece hiçbir şey hatırlamadığı bir olayla Mahir’in kaderi geri dönülmez şekilde değişiyor. İşlemediği bir cinayetle suçlanıyor ve idam cezasına çarptırılıyor.
Hapishane sürecinde karşılaştığımız gardiyan Ekrem Abi ise hikâyenin umut ışığı oluyor. Ekrem Abi’nin Mahir’e sahip çıkması, ona insan olduğunu hissettirmesi ve Mahir’in Müzeyyen’e yazdığı mektuplara aracılık etmesi, karanlığın içinde küçük ama çok değerli bir iyilik alanı açıyor. Bu mektuplar, söylenememiş sevgilerin ve yarım kalmış hayatların en saf hâliyle karşımıza çıkıyor.
Mahir’in suçsuzluğu sonradan anlaşılsa da, her şey için artık çok geçtir. Mahir’in ardından kalan boşluk, Müzeyyen’in yaşadığı kayıplar, yoksulluk ve yarım kalan aşk hikâyenin duygusal yükünü daha da ağırlaştırır. Bu bölümde yalnızca bir ölümü değil, onun ardından sessizce çöken hayatları da okuyoruz.
Geçmişin Parmak İzleri, ismiyle müsemma bir şekilde, geçmişin bizde bıraktığı izleri, toplumun görmezden geldiği insanların sessiz çığlıklarını, adaletsizliğin soğuk yüzünü ve yoksulluğun nasıl bir kader prangasına dönüştüğünü anlatıyor. Okurken sık sık durup düşünmek, nefes almak ihtiyacı hissediyoruz. Bazı cümleler ise âdeta zihnimize kazınıyor; “Peki ya gerçekten suçsuzsan?” sorusu bir an bile aklımızdan çıkmıyor.
Unutulmak bile lütuf sayılır bazen. Çünkü bazı insanlar unutulmaz; hiç hatırlanmaz. Gözlerden düşmüş bir mektup gibi… Birinin kaybettiği değil, kimsenin açıp okumaya değer bulmadığı bir mektup. Sessizliğin en ağır hâli de budur belki: Yok sayılmak.
Kitapla Kalın.