Seraphita, Balzac’ın “İnsanlık Komedyası” içinde yer almasına rağmen klasik anlamda bir roman değil.
Daha çok:
mistik–felsefî bir anlatı
teolojik bir alegori
ruhun tekâmülü üzerine metafizik bir deneme
niteliği taşıyor.
Balzac bu eserde, İsveçli mistik Emanuel Swedenborg’un öğretilerinden derin biçimde etkilenmiş.
Özellikle:
Melek-insan (androjen) fikri
Ruhun dünyadan koparak ilahi olana yükselmesi,
Cinsiyetin dünyevi bir yanılsama olması
merkezî kavramlardır.
Roman Norveç’te, doğayla iç içe, sert ve sessiz bir coğrafyada geçer.
Seraphita / Seraphitus,
hem kadın hem erkek olarak algılanabilen androjen bir varlıktır.
Erkek olan Wilfrid, Seraphita’yı bir kadın olarak sever.
Kadın olan Minna, Seraphitus’u bir erkek olarak sever.
Ancak Seraphita:
Ne tam anlamıyla kadın
Ne tam anlamıyla erkek
Ne de bu dünyaya ait bir varlıktır.
O, insanlıktan melekliğe geçiş aşamasındaki bir ruhtur.
Roman ilerledikçe anlatı, dünyevi olaylardan kopar ve tamamen:
ruhun arınması
bedenin aşılması
Tanrısal bilgiyle birleşme
fikrine yönelir.
Final, Seraphita’nın bedenden arınarak ilahi âleme yükselmesi ile son bulur.
George Sand:
Balzac’ın bu eserde romancıdan çok bir mistik vaiz gibi konuştuğunu söyler.
Stefan Zweig:
Seraphita, Balzac’ın “dünyayı gözlemleyen” değil,
“evreni anlamaya çalışan” yanını açığa çıkarır der.
Kısa alıntılar;
“İnsan, Tanrı’ya yaklaştıkça bedenden uzaklaşır.”
“Aşk, ruh için bir merdivendir; ama basamakları yalnız olanlar tırmanabilir.”
İyi okumalar.