Sezai Karakoç’u okumayalı epey zaman olmuş; özlediğimi fark ettim. İnsan, hiç görmediği ve yan yana gelme ihtimali bile olmayan birini nasıl özler? Burada devreye bizi birbirimize bağlayan bağlar giriyor; yani edebiyat. Kuru bir edebiyat değil ama bir amacı olan, bir ülküsü olan edebiyat… O ülkü ise bizi birleştiren İslam… Sezai Karakoç ile bağım İslam’da saklı. Öyle güzel anlatıyor ki; öyle yumuşak ama bir o kadar da keskin. Şiir gibi akıyor…
İslam’ı bir diriliş olarak görüyor, Müslümanları ise diriliş nesli olarak. Kitabında da bu neslin amentüsünü anlatıyor. Yaşamayı da, ölmeyi de; zamanla ve mekânla kurduğu ilişkiyi de ancak bu inanç için yapacağını dile getiriyor. Ve davasını şöyle anlatıyor:
Aşktır o benim için
Yoldur
Anlamdır
Sestir
Ülküdür
Varoluştur
Ve bu davayı, bu inancı, bu amentüyü Hz. Peygamber ile başlatmaz; ilk insandan başlatır. Hz. Peygamber ile de en mükemmel noktaya ulaşmıştır ve kıyamete kadar bu böyle devam edecektir.
Karakoç hayatı şöyle yorumlar: Hakikat savaşı ve hakikate karşı savaşanlar, başkaldıranlar… Ve ekler: Hayatı, bu savaşta karşısındaki savaşları alt etmesi oranında kutluyorum. Uyanık, akıllı ve daima hareket hâlinde olan bir diriliş erine ancak böyle bir hayata bakış yakışırdı.
“Bizim sağ ve sol tanımımız farklıdır,” diyor Karakoç. Ve ekliyor: Gerçek sağ Kur’an’da tanımlanmıştır. Kur’an’da sağcılar Allah topluluğu, solcular da şeytan topluluğu olarak; sağcılar uğurlu topluluk, solcular ise uğursuz topluluk olarak vasıflandırılır. Ve bu anlamda “sağcıyım” diyor Sezai Karakoç.
“Ben,” diyor, “bir diriliş eri olarak erdem işçisiyim. Anarşizm, terörizm benim sistemimde yok. Nihilizm de ancak bunların felsefesini teşkil eder. Ben ise barış ve düzen yanlısıyım… Savaşım ancak bunlar içindir.”
Bu yol; önce diriliş eri, sonra diriliş ereni ve son olarak da diriliş piri olmaktır. Yanlış anlaşılmasın kıymetli okur; amaç bu kademelerde olmak değil, amaç hakikati aramaktır, diyor adeta Sezai Karakoç. Yüz yüze olsaydık, bizi bu noktada sert bir biçimde uyarırdı.
Ve eklerdi yine: “Evlatlar,” derdi, “gözünüzü bağlamayın; gözünüzü dört açın. Günün adamı değil, demin adamı olun.” Buradaki adamlıktan kastının, Necip Fazıl’ın da dediği gibi, bir cinsiyet meselesi değil; bir şahsiyet meselesi olduğunu da şuraya iliştireyim sevgili okur.
Ve bu kavgaya ebedî barış için katılın, derdi. Amaç kavga etmek değil; yolumuz aşktır bizim. Bizler aşk çocuğuyuz; medeniyetimiz aşk medeniyetidir…
Kitaptaki en vurucu cümleye hazır mısın sevgili okur? Ruh dünyama ve kafamın içindeki karmaşık düşüncelere balyoz gibi indi; umarım sana da etki eder: “Her Müslüman önce kendi iç dünyasında Müslüman olmalı.” Her daim içimize daha çok önem vermemiz gerektiğini salık veren modern psikoloji acaba buna ne der? İnsanın içi, düşünceleri, niyeti, bakışı Müslüman olmadan dışı Müslüman olmuyor. İlla içi, illa içi diyoruz yani… Diğer türlü yaptığı, dıştan görünen şeyler bile gidiverir… Ahirette sağ tarafa yazılan amellerimiz bir bir siliniverir…
Ve son söz: Bu davayı bize indiren ve bizi İslam’la müşerref kılan Rabbimize hamdolsun. Bu davayı yayan, anlatan; tatlı diliyle insanları etrafına toplayan Sevgili Peygamberimize salât ve selâm olsun. Diriliş nesli fikrini ortaya atan ve pek çok kişiye ilham olan Sezai Karakoç’a Rabbim rahmetiyle muamele etsin.
Ve sen sevgili okur, yani diriliş eri; sana da bu yolda olduğun için selam olsun…
Arada işler ters giderse üstadın şu sözünü hatırla ve kendine gel: “Her çağda şartlar ne kadar ağır ve umutsuz olursa olsun; inananlar için bir Nuh’un gemisi vardır.”