·344 syf.····Okunma: 19 Aralık 2025 21:39 Öncelikle şunu söylemeliyim: Bu kitap, popüler kültüre kanıp aldığım ve açıkçası okuduktan sonra pişman olduğum bir kitap oldu. Belki de ben aşkın ve sevginin bir insanı bu kadar sömürmesine, tüketmesine ve bitirmesine artık tahammül edemiyorum. Galiba aşk, bana artık o kadar da yüceltilmesi gereken bir duygu gibi gelmiyor.
Kitabın ilk bölümlerinde, erkek sıkılınca kadını kolayca kenara atabiliyor fikri bana maalesef çok “normal” gelmeye başladı. Bu da zaten başlı başına üzücü. Daha sonra Rory’nin eski ilişkisine ne kadar takılı kaldığını, eski sevgilisinin ölümüyle birlikte tamamen dibe vurduğunu görüyoruz. Ancak asıl problem burada değil. Asıl sorun, Adelaide’in Rory’nin bu yas sürecinde kendini tamamen geri plana atması, sürekli onun yanında olup kendini eski sevgiliyle kıyaslaması ve bu süreçte yavaş yavaş kendini yok etmesi.
Zamanla Adelaide resmen kendini bir kenara bırakıp tüm hayatını Rory’ye adıyor. Hamile kalıyor, düşük yapıyor, hap kullanmaya başlıyor… ama bunların hiçbirinden Rory’nin haberi bile olmuyor. Kitapta Rory’nin bebekten dahi haberdar olmaması bana gerçekten inanılmaz geldi. Yirmili yaşlarının başında bir kadının, yaşadığı tüm bu süreci bebeğin babasından tamamen habersiz ve tek başına geçirmesi çok ağırdı.
Bence Adelaide’in Rory’ye olan sevgisi, sağlıklı bir aşk değil; bir takıntı. Çünkü kendini bu kadar değersizleştirip tek bir insana odaklanmak, insanın kendine verdiği değerin önüne geçiyorsa, orada bir şeyler çoktan kopmuş demektir. Adelaide bu ipi çoktan kopardı ve Rory’yi hayatının tam merkezine koydu. Oysa Rory, hayatında hiçbir zaman Adelaide’e böyle bir yer vermedi; ne kadar zorlasa da veremedi.
Bu yüzden Adelaide, duygularının içinde boğuldu ve onu oradan çıkaracak biri olana kadar bu hâlde kaldı. Evet, kitabın sonunda daha mutlu ve sağlıklı bir ilişki içinde olduğunu okuyoruz. Ancak bana göre Rory her zaman onun kalbinde en büyük aşk olarak, bir burukluk olarak kalacak.
Zaman hiçbir şeyi düzeltmez, sadece alıştırır. Adelaide de bunu yaptı: zamanla o burukluğa alıştı, onu normalleştirdi. Sonrasında kendisine değer veren, onu gerçekten seven biriyle birlikte oldu ve belki de en başta yapması gereken şeyi en sona bıraktı: kendini seçti.