Puan vermedi·280 syf.····Okunma: 03 Ocak 2026 21:00 "Zaten dünya büyük bir şey değildir Hasanım Ali, kimi zaman sevdiğimiz insanın yüzü, kimi zaman hayal edilen bir dokunuşun büyüsü, kimi zaman da kapıldığımız bir hevesin genişliği kadardır, dedi."
Hasan Ali aslında dayısının hikayesini yazmak için masanın başına oturduktan sonra hikayelere bir başlar ki; radyoevinde görev verilmeyen bir memurun günlerce sürecek yağmur felaketini haber veren anonsu yapmasından sonra ordan oraya sürükleye sürükleye dayısına kadar getirir sözü. Aslında aralarda dayısından biraz da olsa bahseder fakat asıl bağlantıyı kitap bitince yapabiliyoruz kafamızda.
Yağmur felaketinden, selden alır lafı bambaşka yerlere götürür hokkabazdan bahseder, hırsız çocukları döven bir adama geçiş yapar, küçüklüğünü ve babasının ona aldığı radyosunu sıkıştırır, sel ile devam edip radyoevinde çalışan adamın sandal ile Cebrail dedesini kurtarmasına geçer. Cebrail dedesinin tekrar zor duruma düşüp badem bıyıklı adam tarafından kurtarılmasına, sonra şekerci dükkanına, dedesinin evliliğinden, babasının doğumuna, ordan dedesinin özel bir kuş peşinde koşturmasına. Ordan babasının hikayesine ve nihayetinde dayısının hikayesine geçiş yapar. Olaylar öyle bir sürüklenip gider ki kitabının sonunda kitabın başına dönüp bakmanızda fayda var ;)
Ben kitabi okurken yazarın o kadar çok gevezelik yaptığını düşündüm ki kitabi sevmek ile sevmemek arasında kaldım. Anlatış şekli bir rivayet ediş, masalsı bir havayla anlatış olarak nitelenebilir. Fakat bazı belli başlı kalıpları tekrar tekrar kullanması benim hoşuma gitmedi. Hikayenin sonlarına doğru aldığı seyir bir nebze de olsa sevmemi sağladı. Karmaşık düşünceler içinde kitabı bitirip, tavsiye etmekle etmemek arasında gidip geldim.