Sultan-ı Şuara Necip Fazıl acaba sadece şiirde mi harika? Bu eseriyle Necip Fazıl, hikâye türündeki üstünlüğünü de meydana koyuyor. Kaleminin ucuyla ruha dokunurken elinin her hareketi okuyanı sarsıyor. Öyle bir üslup kullanıyor ki kelimeler canlanıyor; adeta hikâye yazmıyor da hayal perdesinde bir film oynatıyor.
Malumunuz; Üstat, 1934 yılında Seyyid Abdülhakim Arvasi Hazretleriyle karşılaştıktan sonra hayatında farklı bir yol seyretmeye başlıyor. Bu dönüşüm, Hikâyelerim adlı kitabında da açıkça hissediliyor. Eserinde psikolojik buhran, korku ve gerilim hâli, vicdanla yüzleşme, günah ve tövbe, suçluluk, yalnızlık ve yabancılaşma temaları; yer yer gizemli ve olağanüstü bir atmosfer içinde ele alınıyor. Ölüm, kader ve metafizik arayış ise hikâyelerin temel eksenini oluşturuyor.
Necip Fazıl’ın kalemi bıçak gibi keskindir. Onun özellikle kadın ve ahlak meselelerindeki muhafazakâr duruşu radikal görülebilir; fakat her yazar için söz konusu olduğu gibi onun eserlerinde de hakikat esintilerini duymak için birkaç dikeni göze almak gerekiyor.
Necip Fazıl okumak bana eşyaya ve yaşananlara farklı bakmayı hatırlatıyor. Bu yüzden Türk Edebiyatı’nda okunması gereken isimlerin başında onu zikredebilirim.