·1025 syf.····Okunma: 30 Nisan 2018 19:04 Kitabı okuduktan sonra heyecanla esere ilişkin kaleme alınmış olan incelemelere bir göz gezdirdim. Dostoyevski’nin olay kurgusundaki başarısı, psikolojik tahlillerin derinliği, adalet ve din olgularını harmanlamaktaki ustalığı vb. övgü dolu cümleler kullanılmış Dostoyevski ve onun bu eseri için. Tabiki hepsi de doğru, aksini iddaa edemezsiniz zaten kitabı okuduktan sonra. Romanda işlenen konular da aynı şekilde; aile birliğini manevi anlamda kuramayan Karamazov’ların çıkar çatışmaları, din olgusunun Rusya halkı içerisinde farklı kesimlerce algılanış açısından farklıları, cinayete ilişkin olguların kasaba eşrafı ve halk tarafından değerlendirilmesi... Hepsi doğrudur. Ancak eğer bu incelemeyi okuyan arkadaş kitabı okumak için bir neden arayışı içersinde ise buna benzer incelemelerden 1025 sayfalık bu eseri okumak için tatmin edici bir neden bence bulamayacaktır.Tabiki okunması için bu nedeni kitabı inceleyen olarak ben vermeliyim; bu kitap Dostoyevski'nin tüm birimlerini aktarmış olduğu son başyapıtıdır (belki sadece bu kitap Dostoyevski'nin demek bile yeterdi).
Tek bir cümle ile özetlenebilecek anafikir yazılmamalı Karamazov Kardeşler için. O nedenle eserin beni etkileyen yönlerinden bahsedeceğim;
İlk farkettiğim şu oldu, tüm karakterler romanda farklı türden manevi acılar çekiyor. İnsanların çekebileceği ne kadar farklı manevi acı varmış, yazar her birini karakterler üzerine yüklemiş ve tatbik etmiş, sonrasında ise sonuçlarını gözlemlemiş sanki. Halbuki biz faniler sadece yaşadığımız acıları ve kısmen türevlerini tanıyoruz ve anlayabiliyoruz. Karamazov’un her birini yüreğinde hissedebilmesi ve okuyucuya karakterler üzerinden bu acıları eksiksiz aktarması eseri başyapıt ve klasik yapmış.
Fyodor Karamazov her an ölüm korkusu içerisinde yaşama acısını, İvan Karamazov abisinin nişanlısına aşık olması ile babasının cinayetinin azmettiricisi olarak ihanet açısını, Alyosha Karamazov inancının kendisine ihanetinin acısını, Gruşenka iki aşığına çektirdiği zulmün ve pişmanlıkların acısını, Katerina İvanovna kendi hırslarının sonucu yaptıklarının acısını, Yüzbaşı Snigirev oğlu İlyusecka’yı toprağa vermesinin acısını, Uşak Smerdyakov doğuştan talihsizliğin acısını, Peder Zoşima ise tüm insanlığın suçları ile birlikte acılarını üstüne alarak yaşarlar. Ne yazık ki yan karakterler dahil tek bir mutlu karakter yok eser içerisinde. Peki tüm insanlık acılarını üstlenen Peder Zoşima’nın klisede ileride yaşayacağı acıların kutsallığı nedeniyle karşısında diz çöktüğünü Dimitri’nin acıları nelerdir? Dimitri Karamazov ömür boyu işlemediği bir suçun bedelini ödeyecektir ve sevdiği kadın Gruşenka’ya dolaylı olarak dolaylı olarak ödetecektir. Hırsız bile olmamasına rağmen artık babasını para için öldürdüğüne hükmedilmiştir. Babasına duyduğu nefret meselesi parasızlıktan değil saadetinin iğrenç bir hayasızlıkla, tamamen kendine ait vasıta ile babası tarafından yıkılmaya çalışılmasındadır.
Evet Uşak Smerdyakov katil, hepimiz biliyoruz artık. Ancak bir babanın ölümünü arzulayan diğer Karamazov kardeşler ve babanın yanı merhumun ta kendisi az da olsa suçlu değil midir? En güzel mahkemede savcı özetliyor; “Onlarda Hamletler, bizdeyse Karamazovlar var.”
Kitabın mahkeme sahnesine kadar sıradanlığı konusunda yakındığım oldu. Ancak savcının ve savunma avukatının insan psikolojisi ile delilleri (?) değerlendirmesi ile tüm izlenimlerim değişti. Savunma avukatı Fetükoviç’in ve savcı Krilloviç’in mesleki rekabetinin, Dimitri’nin suçluluğa ve suçsuzluğuna ilişkin delillerin psikolojik analizler ile değerlendirilmesindeki tezatlıkların, aynı şekilde delillerin bütün olarak ve ayrı ayrı değerlendirilmesiyle elde edilebilir sonuçların ve tahlilerin yer aldığı son bölüm çok etkileyici.
Okuyunuz ve okutunuz…