saf kötülüğün anatomisi : uğultulu tepeler
7/10
·500 syf.··
2026 1. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 04 Ocak 2026 01:42
Kitabı okurken sürekli başka bir mağdur aradığım ve insan doğasının en karanlık köşelerinde geçen kötülüğün, kar topunun kardan adama dönüşmesi gibi ilerlediği bir kitap. Başta gerçekten bir aşk romanı gibi zannediliyor olabilir fakat tamamen aşkın nefrete ve intikama kusursuz geçişini anlatıyor. Kitabın başlarında Heathcliff’in başına gelenler ve Earnshaw’ların gösterdiği muamele, Heathcliff’te “istenmeyen adam” sempatisi oluşturmuştu. Tüm bu sempatiyi adım adım kendine nefrete dönüştüren ve giderek daha acımasız birine dönüşen bir Heathcliff var. Kitapta herkes kötüydü ama Heathcliff’in içindeki saf kötülüğün kendini gösterdiği yer; oğluna, Cathy’ye ve Nelly’ye davranışlarını geçtikten sonra zaten “bunlar çok kötü” dedirten noktaydı. Bunların yanında, bence en çok Catherine öldükten sonra onun arkasından söylediklerinde kendini gösterdi. Çünkü tek tutulur yanı Catherine’e olan sevgisiyse, bu tutulur bir şey değil. İkinci olarak da Linton çok hastayken kızı Cathy’yi oğlu Edgar’la eve kilitlediği andı; okurken Linton kadar hasta oldum sinirden. Catherine’e gelecek olursak, kimlik bunalımı yaşayan, kararsız bir karakter vardı. Soyut şeyler hiyerarşik sıralanmaz ama eğer kötülüğü sıralayacak olursak, en üstte Heathcliff varsa Catherine de üst sıralarda yerini alırdı bence. Heathcliff’le bu kadar aynı olup benliğiyle bütünleştirdiği ve alıntılara ekleyeceğim birkaç sayfada bu kadar aynı hissetmelerine, birbirlerine bu kadar benzediklerini söylerken; şöhret ve şerefi için Linton ile evlenmesi tüm karakterleri sonsuz bir hüzün çıkmazına soktu. Linton’a gelecek olursak, bence kitabın en pozitif yanıydı. Kendini başta karısına adaması ve onun için elinden geleni yapması; öldükten sonra da tüm yaşanmışlıkları içine atıp kızının mutlu olması için üzerine düşmesi, olgunluğun filizlendiği kısımdı bence. Fakat eleştirel bir yanı varsa, o da fazla iyi olmasıydı; yani korkaklık derecesinde. Kitabı okurken sürekli kendimi ya Heathcliff’in ya da Linton’un yerine koyuyordum. Linton’un yerine kendimi koyduğumda, canım pahasına kızımı ya da karımı Heathcliff’ten kurtarırdım diye düşünüyorum. Heathcliff’i eve rahat rahat girdirmez, kızımı kaçırmaya kalktığı zaman her şey çok farklı olurdu. Bu iyiliğin kendiyle sınırlı kalması da beni üzdü açıkçası. Diğer umut verici olaysa Hareton ile Cathy’nin, kimsenin mutlu olamadığı o tepelerde yeni bir ışık olmasıydı. Cathy’nin Catherine’den en büyük farkı da bence burada devreye giriyor. Çünkü içindeki güzellik son damlasına kadar bitmemişti ve etrafını hep daha iyi bir çevre hâline getirdi. Sonuç olarak Uğultulu Tepeler’i okurken kendi atmosferinde kayboldum ve zamanlar ile karakterler arası geçiş sanatı çok güzel uygulanmıştı. “Daha kötü ne olabilir?” derken hep daha kötüsü oldu; o yüzden kitap beni bir noktada şaşırttı. Kitapla ilgili yazılara bakarken gördüğüm şu cümleyi koyup paragrafı tamamlamak istiyorum: “İyiliğe iyilik her kişinin işidir. Kötülüğe iyilik er kişinin işidir. İyiliğe kötülük şer kişinin işidir.”
Duygu ve Düşünce
Uğultulu TepelerEmily Brontë · Martı Yayınları · 201257,9bin okunma
·
113 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.