Kitabı okurken sürekli başka bir mağdur aradığım ve insan doğasının en karanlık köşelerinde geçen kötülüğün, kar topunun kardan adama dönüşmesi gibi ilerlediği bir kitap. Başta gerçekten bir aşk romanı gibi zannediliyor olabilir fakat tamamen aşkın nefrete ve intikama kusursuz geçişini anlatıyor.
Kitabın başlarında Heathcliff’in başına gelenler ve Earnshaw’ların gösterdiği muamele, Heathcliff’te “istenmeyen adam” sempatisi oluşturmuştu. Tüm bu sempatiyi adım adım kendine nefrete dönüştüren ve giderek daha acımasız birine dönüşen bir Heathcliff var.
Kitapta herkes kötüydü ama Heathcliff’in içindeki saf kötülüğün kendini gösterdiği yer; oğluna, Cathy’ye ve Nelly’ye davranışlarını geçtikten sonra zaten “bunlar çok kötü” dedirten noktaydı. Bunların yanında, bence en çok Catherine öldükten sonra onun arkasından söylediklerinde kendini gösterdi. Çünkü tek tutulur yanı Catherine’e olan sevgisiyse, bu tutulur bir şey değil. İkinci olarak da Linton çok hastayken kızı Cathy’yi oğlu Edgar’la eve kilitlediği andı; okurken Linton kadar hasta oldum sinirden.
Catherine’e gelecek olursak, kimlik bunalımı yaşayan, kararsız bir karakter vardı. Soyut şeyler hiyerarşik sıralanmaz ama eğer kötülüğü sıralayacak olursak, en üstte Heathcliff varsa Catherine de üst sıralarda yerini alırdı bence. Heathcliff’le bu kadar aynı olup benliğiyle bütünleştirdiği ve alıntılara ekleyeceğim birkaç sayfada bu kadar aynı hissetmelerine, birbirlerine bu kadar benzediklerini söylerken; şöhret ve şerefi için Linton ile evlenmesi tüm karakterleri sonsuz bir hüzün çıkmazına soktu.
Linton’a gelecek olursak, bence kitabın en pozitif yanıydı. Kendini başta karısına adaması ve onun için elinden geleni yapması; öldükten sonra da tüm yaşanmışlıkları içine atıp kızının mutlu olması için üzerine düşmesi, olgunluğun