José Mauro de Vasconcelos’un Şeker Portakalı adlı eseri, sadece bir çocuk hikâyesi olmanın ötesinde, yoksulluk, sevgi eksikliği, yalnızlık ve travmayı derinlemesine işleyen yarı otobiyografik bir romandır. Kitap, Brezilya’da fakir bir ailede yaşayan beş yaşındaki Zezé’nin hayatını anlatırken, yazarın kendi çocukluk deneyimlerini ve aile trajedilerini de perde arkasında hissettirir. Zezé, sürekli azarlanır, dövülür ve ailesinin sevgisizliği ile karşı karşıya kalır; bu nedenle yaramazdır, taşkınlıkları aslında onun “beni fark edin” çağrısıdır. Zeki ve hayal gücü yüksek olan Zezé’nin bahçedeki şeker portakalı ağacı, onun içsel dünyasını, yalnızlığını ve sevgiyi arayışını simgeler; ağaç, yargılamayan, dinleyen ve teselli eden bir dost olarak çocukluk travmasının sembolüdür ve şeker portakalı adı, hayatın acılığı ile çocuk kalbinin tatlılığını aynı anda temsil eder. Zezé’nin hayatına giren Portuga, onun ilk gerçek ve koşulsuz sevgi deneyimini sunar; dövmeyen, anlayışlı ve onu olduğu gibi kabul eden bu yetişkin figürü, Zezé’nin yoksulluk ve ihmal içinde büyüyen ruhunun güvenli limanı olur fakat Portuga’nın ölümü Zezé’nin çocukluğunun sonunu simgeler, güven duygusunun yitirilmesi ve masumiyetin kırılması anlamına gelir. Kitap, yazarın kendi hayatıyla da paralellik gösterir; José Mauro de Vasconcelos fakir bir ailede büyümüş, çocukluğu sevgi eksikliği ve sıkıntılarla dolu olmuştur ve Zezé’nin hayal gücü, yaramazlığı ve sevgi arayışı, yazarın kendi çocukluk deneyimlerinden esinlenmiştir. Yazarın kardeşi Luís genç yaşta intihar etmiş, ablası Glória ise 24 yaşında hayatını kaybetmiştir; bu trajediler, Zezé’nin yaşadığı yalnızlık ve kayıplarla paralellik taşır ve kitabın duygusal yoğunluğunu artırır. Zezé’nin yaramazlığı, yalnızlık ve ihmal altında büyüyen bir çocuğun görünür çığlığıdır, hayal dünyasına kaçışı ise psikolojik bir savunma mekanizmasıdır. Portuga’nın ölümü Zezé’nin masumiyetinin ve güven duygusunun sona ermesini simgeler, hayal gücünü ve çocukluğunu kaybetmesine yol açar ve duygusal olarak susmuş, iç dünyasını bastırmak zorunda kalan bir çocuk ortaya çıkar. Kitapta ağaçlar, özellikle şeker portakalı ağacı, Zezé’nin hayal gücünün ve duygusal sığınağının sembolüdür. Tüm bunlar, kitabın ana mesajını güçlendirir: bir çocuğu büyüten en önemli güç sevgidir, yoksulluk ve ihmal çocukların ruhunda derin yaralar açar, hayal gücü travmayla baş etmenin bir yoludur ve masumiyet kırılgandır. Yazarın kendi hayatından gelen trajediler, kitaba gerçek bir duygu derinliği kazandırır; Zezé’nin masumiyeti, yalnızlığı ve hayal gücü üzerinden sevgi, kayıp ve travmayı anlatan eser, okuru hem derinden sarsar hem de çocukluğun kırılganlığı ve sevginin değeri üzerine düşündürür. Böylece Şeker Portakalı, yalnızca bir kurgu değil, gerçek yaşamın ve duygusal deneyimlerin edebi bir yansıması olarak kalır ve Zezé’nin hikâyesi yazarın kendi yaşadığı kayıplarla birleşerek unutulmaz bir eser hâline gelir. Bundan sonra yayımlanan Güneşi Uyandıralım ve Delifişek kitapları ise devamı niteliğindedir.