Gustave Flaubert...
Tanıyanınız var mı?
O meşhur Madam Bovary'nin harikulade yazarı.
Peki, hakkında başka neler biliyorsunuz?
Mesela Madam Bovary'yi 6 yılda tamamladığını?
Ya da şimdi yorumunu okuyacağınız, Flaubert'in ölümünden 3 sene evvel yazdığı ve son eseri olan 150 sayfalık Üç Öykü kitabını 2 yılda epey kapsamlı bir araştırma sonucunda yazdığını?
Peki, öykücülük denince akla ilk gelen isimlerden olan Guy de Maupassant'ın hocası olduğunu?
Flaubert, 1857 yılında yazdığı bir romanında şöyle der;
“Benim öylesine düz, öylesine durgun zavallı yaşamımda her tümce birer serüvendir.”
Edebiyat onun için serüvenden başka bir şey değildir; kendi köşesine çekilir, düşünür, düşünür, yazar.
O kadar derin ve detaylı düşünür ki, bu kitabın 2 yılda bitmesi onun için çok kısa bir süredir.
Peki, gelelim Üç Öykü'ye.
Üç Öykü, adı üstünde 3 adet öyküden oluşmakta.
Saf Bir Yürek.. Konuksever Aziz Julien Söylencesi.. Herodias...
İçlerinde en sevdiğim Saf Bir Yürek öyküsü oldu.
Madam Aubain'in yanına hizmetçi olarak giren küçük kadın Félicité'nin çevresindeki herkese ve her şeye (özellikle papağanına) dair gönülden bağlılığının anlatıldığı, tatlı mı tatlı ve sonunda gözlerinizin dolmasına sebep olacak bir öyküydü.
Gerçekten çok ama çok iyiydi.
Fakat diğer iki hikâye fazlaca dinsel temalar içeriyordu.
Konuksever Aziz Julien Söylencesi de sonuna kadar harika ilerlemişken, sonunda “öf be!” dedirtti.
Fakat gerçek hayattan bir söylenceymiş.
Herodias ise tamamen Ceaser döneminin anlatıldığı ve beni aşırı sıkan bir öykü oldu.
Bazı paragrafları gözlerimle okudum ve atladım.
Öyküden bana hicbir şey kalmadı hatırladığım.
Genel olarak orta seviyede bir eserdi.
Dili sadece ve akıcıydı, hikâyelendirme de aşırı güzeldi ama özellikle son öykü gerçekten beyni yoracak cinsten.
Velhasıl-ı kelam, okuyup okumamak size kalmış bu durumda efendim 🩷
Üç ÖyküGustave Flaubert