Puan vermedi·413 syf.····Okunma: 04 Ocak 2026 12:36 Deniz kenarında büyümüş insan, çorak topraklarda yetişeni sezer, bunun zıttı da geçerlidir. Coğrafyanın insana sinen kokusunu almak pek de zor değildir. Uçsuz bucaksız düzlüklerde kalbe sebat katılır, dağlar çetin insanların daimi yuvasıdır, su ise insanı dinginleştirir ve meraklandırır.
İşte en mutlu anılarında bu sebeple balıkçıdır Yedigey; altın mekreyi, savaştan evvel kendisine ve Ukubala’ya vadedilen kıymetli balığı aramaktadır. Abutalip ve Zarife çocuklarıyla birlikte yağmurun altında hoplayıp zıplarken Boranlı Yedigey’in tanık olduğu mutluluk, bozkıra gökten inen suyla geri dönmüştür. Deniz umuttur, "Onlara denizi anlat," diye fısıldamıştır Abutalip.
Sarı-Özek’e, bozkıra, hiçliğe düşmek bir felakettir. Kaçılmalı, gidilmelidir. Buraya başına türlü işler gelen sürülür. Taze dimağlar bu toprakta yeşermez, çocuklar yatılıya gönderilir. İçme suyu bile çok uzakta, tankerlerdedir. Aytmatov’un usta kaleminde coğrafya, bozkır ve su bir dekordan fazla, karakterlerin kaderini tayin eden bir araç olmuştur.
Bu güzel detayların yanı sıra hayvanlar da ilginç semboller taşımaktadır.
Tilki, demiryollarına çok seyrek, ancak açlıktan kıvrandığı zamanlarda gelir; yolu buraya düşenlerin bahtı benzerdir. Yedigey'in bendini aşan arzuları gibi, devesi Karanar da azgınlığının zaptı zor, güçlü kuvvetli bir devedir. Cenazenin yanında sadakat timsali yürüyen güzel köpek Yolbars’tır. Bir mankurt da itaatkar bir hayvandan farksızdır. Raymalı Aga'nın aşka dair umudu, atı Sarala'nın boğazından geçen keskin bıçakla kopmuştur. Yedigey, 1953 kışında, Ak-Moynak’ta bir çaylak gibi süzülerek aşağılara bakmayı, yalnızlıklar içindeki kendini anlamayı isterken hiç Kazangap’ın cenazesini izleyecek bir kuş olacağını düşlemiş midir?
Belki gerçekten de tilki Kazangap, çaylak da Yedigey’dir, kim bilir?