Kitaba ilk başladığımda açıkçası biraz sıkıldım. Tam bir önsöz olmayan, sanki başta oyalayan bir konuşma varmış hissi uyandırdı. Bu yüzden kitaba ısınmam zaman aldı. Ancak ilerledikçe bu duygu yerini bambaşka bir hâle bıraktı.
Beyhan Budak bu kitapta bana hiçbir zaman bir psikolog gibi yukarıdan seslenmedi. Daha çok iki insanın karşılıklı oturup sohbet ettiği bir hâli vardı. Danışan–psikolog ilişkisi değil de, sanki iki taraf da yaşadıklarını ortaya koyuyor, empati kuruyor ve birlikte düşünüyor gibiydi. Bu sohbet havası benim çok hoşuma gitti.
Hayatta yaşadığımız deneyimler, iletişim problemleri, insanlarla ve kendimizle ilgili hissettiğimiz karmaşık duygular oldukça yalın bir dille ele alınmış. Zaman zaman verilen örnekler de anlatılanları daha gerçek ve tanıdık hâle getiriyor. Özellikle arkadaşlık konusu beni fazlasıyla düşündürdü. Çünkü bu, benim en çok zorlandığım alanlardan biri.
Kendi sınırlarımı fark edip bunu mesafe olarak yansıttığımda, eskisi gibi olmadığım için bir anda “kötü insan” olduğumu hissettiğim çok oldu. Kendimi ifade etmeye çalışıyordum ama karşı taraf anlamadığında suçu yine kendimde arıyordum. Bu durum kitabı okurken sık sık karşıma çıktı ve ister istemez kendi hayatımla bağ kurdum.
Son sayfalarda karşıma çıkan bir alıntı ise beni gerçekten sarstı:
“Bize zarar verdiğini düşündüğümüz her insanı hayatımızdan çıkarırsak yalnız kalırız… Aşırı yalnızlık, yani kaliteli yalnızlık, kaliteli bir depresyona sebep olabilir.”
Bu cümle beni uzun uzun düşündürdü. Çünkü son dönemlerde bana faydası olmayan, varlığıyla yokluğu bir olan ya da en baştan bunu belli eden insanlarla iletişimi kestim. Kendimi anlatmaya çalışmak istemiyorum artık. Önce sınırlarımı koyup bir süre gözlemliyorum, sonra o kişinin hayatımda durmasını istemiyorsam tamamen çıkarıyorum. Bilerek uzaklaşmıyorum; insanlarla iletişime ihtiyacım olduğunu da biliyorum. Ama birinin eski sevgilisinden ayrılış hikâyesini kırk dokuzuncu kez dinlemek istememek de benim sınırım.
Kitap bunun dışında aile, aşk ilişkileri, acı, kayıplar ve mücadele gibi pek çok konuda insana güvenli hissettiren bir sohbet sunuyor. Elbette o an yaşadığımız duygular çok değişken; bazen kitapta anlatılanlarla bile empati kurmak zor olabiliyor. Ama bununla başa çıkmanın yolunun kendi duygularımızı anlayabilmekten, onları ayırt edebilmekten ve ifade edebilmekten geçtiğini hatırlatıyor.
Okurken şunu fark ettim: Duyguları günlük olarak yazmak, onları bastırmak yerine anlamaya çalışmak iyileşmeyi gerçekten hızlandırıyor. Bu kitap bana her şeyi çözmeyi değil ama kendime biraz daha dürüst ve şefkatli bakabilmeyi öğretti.