·584 syf.····Okunma: 29 Aralık 2025 18:16 Bozkurtlar, aslında zamanında Bozkurtların Ölümü ve Bozkurtlar Diriliyor isimli iki ayrı romandır. Bozkurtların Ölümü, önce Ateş – Çocuklar İçin adlı bir dergide tefrika edilmiş, 1946 yılında ise kitap hâlinde yayımlanmıştır. Onun devamı olan Bozkurtlar Diriliyor ise 1949 yılında yayımlanmıştır. 1973 yılında, Hüseyin Nihal Atsız’ın izniyle bu iki kitap, Bozkurtlar adıyla bir araya getirilmiş ve bu şekilde yayımlanmaya devam etmiştir. Yakın bir tarihte de eski baskıların anısını yaşatmak amacıyla yine iki ayrı kitap şeklinde nostalji bir baskı yayımlanmıştır.
Roman, destansı bir anlatıma sahip olup Birinci ve İkinci Göktürk Kağanlığı’nın tarihini hikâye etmektedir. Roman 621 yılında bir yaz gecesiyle başlar, İkinci Göktürk Kağanlığı’nın kuruluşu ve o süreçte gerçekleşen bazı olaylarla sona erer. Romanın 60-70 yıllık bir zaman diliminde yaşanan olayları konu aldığını söyleyebiliriz.
Romanın daha açılış sahnesinde başlayan aksiyon, roman boyunca devam eder. Olay örgüsü sürükleyicidir ve okurunu merak ettirir. Tarihî olaylarla kurgunun başarılı bir şeklinde harmanlandığını söyleyebiliriz. Çin’le olan mücadelelerle birlikte Göktürklerin iç çekişmeleri de romanda işlenir. Özellikle Çinli prenseslerin Göktürk kağanlarıyla evlenmesi ve Göktürklerin iç işlerine karışması için Çin’e fırsat vermesi önemlidir.
Romanın başlangıcında kağan zehirlenip öldürülür ve yerine kardeşi geçer. Kardeş, aynı zamanda ölen kağanın Çinli eşiyle de evlenir. Bu durum, ölen kağanın oğullarını rahatsız eder fakat onlar bu duruma ses çıkarmazlar. İşte bu iç meseleler ve Çin’e yapılan akınlar, romanın temelini teşkil eder.
Romanda Türklerin savaşçı kimlikleri sürekli yüceltilir. Çinlilerin ise savaşmak için değil tarım yapmak, hayvan yetiştirmek ya da dokuma yapmak gibi işler için uygun oldukları anlatılır. Roman boyunca Çinliler zayıf ve beceriksiz görülür; fitne fesatla, hile hurdayla Türkleri alt etmeye çalışır.
Roman boyunca Türk töresi de yüceltilir. Türklerin yalandan nefret ettikleri, çok zor durumda kalsalar dahi yalana başvurmadıkları görülür. İstisnai olarak yalan söylemek zorunda kaldıklarında da kendilerinden utanırlar ve vicdan azabı çekerler.
Türklerin gelenek ve görenekleri üzerinde de sıklıkla durulur. Kız alma törenleri, kağan seçildikten sonra veya elçi ziyaretlerinde yapılan törenler ile bu törenlerde yapılan yarışmalar önemlidir. Türklerin savaşçı kimliklerinin ön planda olduğu bu ritüeller, onların varoluş amacıdır. Romanda Türklerin karşısına çıkan bir Çinli filozof, savaşmanın kötü bir şey olduğunu söyler. Bunu duyan Türkler, çok şaşırır ve buna bir anlam veremez. Çünkü onlar için savaşmak her şeydir. Yaşam amaçları budur. Ekmek gibi, su gibi elzem bir şeydir savaşmak. Er kişi savaşarak kendini ispat eder, buduna (millete) faydalı olur.
Romanda zaman zaman olağanüstü olaylar da gerçekleşir. Kıraç Ata adlı şamanın kehanetleri gerçekleştikçe romandaki merak unsuru da artar. Eski Türklerdeki Şamanizm inancının önemini de bu vesileyle görmüş oluruz.
İlerleyen bölümlerde Çin’e esir düşme, yaklaşık 10 yıl Çin esaretinde kalma ve akabinde hepimizin bildiği meşhur ayaklanma hadisesi gerçekleşir. Kıraç Ata bunu çok önceleri öngörmüştür ve bir Göktürk çerisine söylemiştir. Nihayet Kür Şad, 40 çerisiyle birlikte Çin sarayı basar ve olanlar olur. Nihayetinde millet kurtulur, onların isimleri dünya sona erene kadar yaşayacaktır ve Kıraç Ata’nın deyimiyle 1300 yıl sonra onlar yine dirilecektir. Kür Şad’ın açtığı yol, bağımsızlık mücadelesinin ilk kıvılcımıdır ve devamı da gelecektir. İlk kitap olan Bozkurtların Ölümü böylece biter.
İkinci kitap olan Bozkurtlar Diriliyor ise ihtilalden 40 yıl sonrası konu alır. Kür Şad’ın açtığı yoldan giden Göktürkler, yeni bir devlet kurmak için çabalar. İkinci kitapta Bilge Tonyukuk başta olmak üzere birçok yeni karakter görürüz. Yeni Göktürk Devleti’nin kuruluş safhasını okurken bir yandan da yeni Türk boyları romana dâhil olur. Yeni devletin kuruluşu, devletin gücünü diğer Türk boylarına gösterme çabası ve yine Çin’le yapılan mücadeleler ve yağmalar romanın temelini oluşturur. Bu kitapta işin içine biraz da aşk girer. İlk kitaptaki epik anlatım, ikinci kitapta yerini yer yer lirik bir anlatıma bırakır. Kitabın sonu da biraz bu lirizm etkisiyle şekillenmiştir diyebiliriz.
Romandaki şaman kültürü kadar ozan kültürü de önemlidir. Eski Türklerin ozana ve kopuza verdikleri kıymet önemlidir. Ozanlara gösterilen hürmet ve romanda yer alan koşuk ve sagular, İslamiyet öncesi Türk edebiyatını anlama açısından bence önemli unsurlardı. Yine kadına verilen değer, aile kurumu içerisinde kadının önemi ve aldığı rol, üzerinde durulması gereken bir başka konudur. Erkek, kadın kadar ev işlerinden sorumludur. Kadınlar; avlanır, savaşır, ata biner; yani özetle erkek kadar savaşçıdır. Bu savaşçı kadın sembolünü romanda özellikle Ay Hanım’da görmek mümkündür. Yine ilk kitapta karşımıza çıkan Aymıla da bunun önemli bir örneğidir.
Romanın olay örgüsüne hemen hemen hiç değinmiyorum. Olay örgüsü çok yoğun ve heyecan bir an olsun düşmüyor. Romanda çok sayıda karaktere yer verilmiş. Yer yer karakterler birbirine karışabiliyor ama üslup o kadar temiz ve akıcı ki karakterleri de bir noktadan sonra oturtuyorsunuz. Atsız, birçok öz Türkçe kelimeye yer vermiş, romanın bütünlüğüne uygun bir Türkçe kullanmaya özen göstermiş. Bu öz Türkçe kelimeler, dipnotlarla da açıklanmış.
Şunu da belirtmek gerekir ki bu tarihî bir roman. Hâliyle yukarıda da belirttiğim gibi epik unsurlar oldukça yoğun. Savaş sahneleri uzun uzun tasvir edilmiş, çoğunlukla da abartılı bir anlatım kullanılmış. Bozkurtlar, belli bir amaç doğrultusunda kaleme alınmış bir roman. Bu abartılı savaş tasvirleri, Türklerin yüceltilmesi yer yer mantığa aykırı gelebilir. Özellikle küçük yaştaki okurlar, bu tip abartılara takılabiliyor. Sonuç olarak bu bir kurgu ve yazar belli bir amaç için bu anlatım tarzını benimsemiş. Bunları göz önünde bulundurup okursak kitaptan alacağımız zevk de artacaktır.
Tarihe ilgisi olan her Türk gencine rahatlıkla tavsiye edebileceğim bir roman, Bozkurtlar. Akıcı diliyle, anlaşılır anlatım tarzıyla tarihimizin belki de en önemli dönemine ışık tutan Bozkurtlar; sadece Türklerin savaşçı yönünü ve bağımsızlığa olan düşkünlüğünü anlatmakla kalmıyor, aynı zamanda Türklerin örf ve âdetlerine, yaşam tarzlarına, inançlarına ve ahlaklarına yönelik bilgiler de sunuyor.
Son söz de romandan gelsin:
‘‘Delinse yer; çökse gök, yansa, kül olsa dört yan
Yüce dileğe doğru yine yürürüz yayan.
Yıldırımdan, tipiden, kasırgadan yılmayan;
Ölümlerle eğlenen tunç yürekli Türkleriz!’’