* Bu yazıda zikredilen Ağrı'dan dağ anlamalısınız.
Sana dertli derler Ağrı,
Başın hep dumanlı karlı.
Ahmet ile Gülbahar'ın biraz denk gelişler ve biraz da zorunluluklar barındıran destansı aşkı Ağrı'nın gölgesi, Mahmut Han'ın öfkesi, Dağlıların merhamet ve sertlikle yoğrulmuş gelenekleri eşliğinde yaşandı ve bitti.
Bir atın, ki at murattır, bir gün gelip de görünürde sebepsiz yere Ahmet'in kapısında durması ve Sofi'nin "Bu at senin kısmetindir, sahibi kim olursa olsun geri vermeyeceksin. Sen versen dahi biz vermeyiz." diyerek macera araması ile başlıyor olaylar. Evet, Sofi tam manasıyla macera arıyor ve köyde dolaşırken denk geldiği bu olaya yüklediği mana ile Ahmet'i Mahmut Han'a, Mahmut Han'ı Kervan Şeyhi ve dahi cümle Dağlılar'a, Memo'yu hayata, okuyucusunu Osmanlı'ya düşman eden bir serüvenin kıvılcımını ateşliyor. Destansı bir anlatım var zira amaç da bu anlatımda. Kadim geleneklerin, coğrafyanın ve toplumsal normların birey üzerindeki etkisi ile yaşanan süreç yine bu kadim anlatının başladığı yerde, Küp Gölünde sona eriyor. Atını geri isteyen Mahmut Han ile atı vermeyen ve üstüne bir de Mahmut Han'ın kızı Gülbahar'ı kaçıran Ahmet'in başından, yöresel bağlamda onuru ve duruşu özetleyen beklentiler, sözler ve düşünceler ışığında bir olay silsilesi geçiyor. Öfkesine hakim olamayıp geleneği ve mukaddesatı çiğneyen Mahmut Han'ın sonunda korkusundan teslim olduğu bu gelenek, sevdasından tekmil coğrafyanın banisini karşısına alan Ahmet'i de sonunda sevdalısından ediyor. Bir ak kuş havalanıyor, çobanlar kaval çalıyor, Ağrı dalgalanıyor ve göle değen kanatlar bu musikiyi sona erdiriyor.
Karışık bir inceleme oldu belki ama biraz köy yaşantısı, biraz gelenek ve biraz da Ağrı bu destanı bambaşka yapmış. Yaşar Kemal burada da birey ile otorite arasındaki terazide aynı kefeden bakıyor olaylara. Anlatı "ferman padişahınsa dağlar bizimdir" fikri arka planda sürekli var olarak yürüyor. Osmanlı'nın öcü ve birebir kafir olarak söylenmesi de ayrıca değerlendirme konusu edilmeli.
Buraya kadardı.