*
Görünen ve görünmeyen, yara izi olan herkese...
*
Işıl Limae’nin Düzenbaz’ı, ilk kitaba göre daha karanlık, daha sarsıcı ve psikolojik olarak daha ağır. İlk kitapta kurulan gerilim burada bambaşka bir boyuta taşınıyor: iç hesaplaşmalar, geçmiş travmalar ve rahatsız edici manipülasyonlar ön planda.
Uyarı: Bu kitap ruhen gerçekten yoruyor. Bazı sahnelerde ara verip nefes alma ihtiyacı hissettim.
Görevler vahşileşiyor, maskeler tamamen düşüyor, geçmiş sırlar bir bir ortaya dökülüyor. Afra’nın hayatta kalma arzusu ile ölüm isteği arasındaki o ince çizgi, kitabın en güçlü ve en sarsıcı damarı.
Kitapta neredeyse herkesin travmasının kökünde sevgisizlik var: görülmemek, korunmamak, sevilmemek. Düzenbaz’ın en net mesajı şu:
İnsan bazen yaşadıklarından değil, hiç yaşamadıklarından kırılıyor.
“Ölüm” figürü olarak tanıdığımız Kıyı bunun en çarpıcı örneği. Aşırı zeki, dahi denebilecek kadar akıllı ama tamamen yalnız büyümüş bir çocuk. Annesi Deniz, babası Kara… Onları birleştirsin diye verilen bir isim ama Kıyı o bağın ortasında yapayalnız bırakılmış. Özel dersler, izolasyon ve duygusal ihmal dolu bir hayat. Annesinin ağır psikolojik sorunları ve sevgisizliği onun karanlığının temelini oluşturuyor. Bu geçmişi okuyunca neden böyle biri olduğunu anlıyorsun ama yine de yaptıklarını kabullenemiyorsun. Sevgi yokluğu açıklıyor, fakat aklamıyor.
Çağrı’nın geçmişi ise bambaşka bir duygusal yük getiriyor. Gökhan ile aynı kaderi paylaşmasına rağmen onu zorbalaması hem çok kızdırdı hem çok üzdü beni. Keşke zorbalamasaydı… Ayrıca Gökhan ve Çağrı arasındaki “ibne” muhabbeti de iyice baydı.
Kitap psikolojik yönden o kadar ağır ki, neredeyse her karaktere üzüldüm. Karakterler hakkında düşüncelerim:
Mete: Koruyucu abi tavırları, sakin ama güçlü duruşu… Okurken en çok içimi ısıtan karakter kesinlikle o.
Sarp: Umursamazlığı inanılmaz. “Dünya yansa da ben saçımı tararım” havası hem sinir bozucu hem de kitaba renk ve komiklik katıyor.
Kutay: Şefkatli, merhametli görünüyor ama altında bir şeyler var. Henüz damarına basılmamış, bir şey çıkacağı kesin gibi. 3. kitapta patlayacak gibi hissediyorum.
Egemen: Şu an en çekici olan kesinlikle o. Sessiz, kapalı kutu havası onu çok çekici kılıyor. Ek olarak onun da hakkında bir şeyler öğrendik.
Gökhan: En küçüğü, en masumu ama en çok darbeyi yiyor. Ona gerçekten çok üzülüyorum, içim gidiyor.
Çağrı: Artık üzülüyorum ama zorba yanı ve bazı piçlikleri yüzünden üzüntüm biraz daha az.
Afra: Tüm yükün merkezinde. Kıyı ile olan geçmişi merak uyandırıcıydı; en sonda neden onu unuttuğu da ortaya çıkıyor. Yaşadıkları son derecede ağır. En sonunda dayanamayıp intiharı seçmesi bana biraz gecikmiş geldi – üstelik ilk intiharı da değilmiş. Kitapta sürekli “yaşamak istiyorum, ölmek istemiyorum” demesi bana garip geldi doğrusu. Tecavüze uğramaktansa insanın ölümü yeğleyeceğini düşünürdüm. Sürekli hayallerinin olmadığını, hayatının bok gibi olduğunu vurguluyorsa, bu kadar yaşama isteği beklemezdim açıkçası. Özellikle şuna da değinmek istiyorum: Gökhan’a “beraber yaşayacağız, umutlu ol” diye umut verip, Gökhan intihar düşüncelerini bertaraf etmesi ama sonra kendisi aynı yolu seçmesi… Bunu Gökhan’a yapılmış bir ihanet gibi hissettim. Yanlış anlaşılmasın, Afra’nın çektiği acıları kesinlikle küçümsemiyorum – gerçekten çok çekti – ama bu karar beni çok düşündürdü.
Yazarı genç yaşına rağmen bu kadar sarsıcı, olgun ve katmanlı bir hikaye kurabildiği için gerçekten tebrik ediyorum. Serinin üçüncü kitabı Cambaz’da Afra ile Ölüm/Kıyı arasındaki bağlantının perde arkasını öğrenmek için sabırsızlanıyorum. Eğer psikolojik gerilim ve karakter odaklı karanlık hikayeleri seviyorsanız, bu seriyi kaçırmayın – ama lütfen ruhen hazır olun.
*
“Cehennemi arkanda bıraktığında adım attığın her yer cennettir.”
*
Şarkı Önerisi,
Sezen Aksu - Masum Değiliz
Burcu Güneş - Unutmabeni Çiçekleri
Oyunbaz'ın incelemesi;
#268179469