Vişnenin Cinsiyeti, postmodern anlatının en güzel örneklerinden biri. Zaman-uzam boyutunun bozulduğu; gerçek olaylar, fantezi ve distopyanın birlikte yol aldığı, heteroseksüelliğe karşı olan karakterlerin yer aldığı sıra dışı bir roman. Roman başlangıçta iki anlatıcının etrafında gelişir. 1600lerin başında adeta bir dev anası gibi tasvir edilen köpekli kadın ve nehirde bulup evlat edindiği Jordan. Jordan roman boyunca ananas figürüdür, kadın da yarı soyulmuş muz. Daha sonra kilise , kraliyet çatışmalarına ve kralın idamına tanık oluruz. Roman, Jordan’ın yerçekiminin olmadığı, zeminin yerinde dipsiz kuyuların olduğu, eşyaların iplerle kirişlere asıldığı evde, olmayan dansçı kadın Fortunata’yı bir ip üzerinde bir anlığına görüp kaybetmesiyle başka bir boyut kazanır. Romanın başka sıra dışı olaylarından biri de Jordan’ın Sözcükler kentine gitmesiydi. Burada insanların ağızlarından çıkan sözcükler gökyüzüne yükselir ve bir bulut oluşturur. Ve bu sözcükleri süpürüp gökyüzünü temizleyen görevliler vardır. Sözcükler bazen silinmeye direnç gösterirler hatta didişen sözcükler tarafından ısırılmış temizlikçiler vardır. Yirminci yüzyılın ikinci yarısında da Jordan ve Köpekli Kadın, Nicholas Jordan ve Çevreci Kadın olarak karşımıza çıkar. Roman, zaman kavramını ele alması bakımından dikkat çekici. Dünyanın hem düz hem yuvarlak olduğunu söyleyen Jordan, şöyle der”Her yolculuk kendi çizgileri içinde bir başka yolculuk gizler. Sapılmayan dönemeç, unutulan acı. Kayda geçirmek istediğim yolculuklar bunlar işte. Yaptıklarım değil de yapmış olabileceklerim ya da belki başka bir zamanda başka bir yerde yapmış olduklarım.” “Gerçek sanatın ölçütlerinden biri , bizi sanatçının bulunmuş olduğu yere götürmesidir. Orası başka, farklı bir yerdir. Ve orda yerçekimi sorunlarından kurtuluruz. Orada madde bizi sınırlayamaz, madde temelde ne ise o olmuştur: boş uzam ve ışık”. “İçimize doğru yolculuğun başlaması, kendi öz zaman tünellerimizden geçerek içsel uzayın derinliklerine doğru yola çıkmamız bu kadar uzun zaman alacak mı?”