Kitabın başında Martin'i cehaletinin farkında olan ancak öğrenmeye aç, saf bir eneriyle dolu görürüz. Onun için kütüphaneler, birer hazine dairesidir. London, Martin'in uykusuz gecelerini ve günde on sekiz saati bulan çalışma temposunu anlatırken, iradenin insanı nerelere taşıyabileceğini mucizevi bir dille betimler. Bu aşamada Martin için bilgi, Ruth'a ulaşmak için bir köprüdür.Martin Eden; azmin, sınıf bilincinin ve hayal kırıklığının zamansız bir anlatısıdır. Okuyucuya şu soruyu sordurur: Bir idealin peşinden gitmek, o ideale ulaştığında onun boş olduğunu görmek kadar ağır mıdır? Bu eserle bize sadece bir adamın hikayesini değil modern insanın anlam arayışındaki trajik yalnızlığını sunduğunu görmekteyiz.. Martin EdenJack London
Okurken benim de aklımdan aynı soru geçmişti. Ulaşmak mı ağır ulaştıktan sonra boşluğu görmek mi? Martin’in iradesi hayranlık uyandırıyor ama trajedisi insanı uzun süre yalnız bırakıyor. Yazın bunu çok iyi hissettirmiş. Çok çarpıcı bir inceleme..