Koskocaman Bir Dünya-Sevgi!
7/10
·172 syf.··
2026 1. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 07 Ocak 2026 20:47
Kitabı okumadan önce insanlar arasındaki sevgi dili üzerinde olduğunu düşünmüştüm ama partnerler temelinde ilerleyen ancak içerisinde çocukların sevgi diline de yer verilmiş. Beğendiğim noktalar olmakla beraber eksik bulduğum yerlerde oldu. Eğer kişi farkındalık oluşturmak istiyorsa ya da kendi sevgi dilini tanımak istiyorsa tek başına okunabilir diye düşünüyorum naçizane. Bence bu tarz yani iki kişiyi ele alan kitaplar eğer ilişki için okunacaksa tek başına okunmamalı. Çünkü tek bir tarafın çabası ile olacak bir şey değil ilerleme. Kitapta eleştirdiğim noktalardan biri tek bir tarafın diğer kişinin sevgi dilini öğrenip ısrarla çaba sarf etmesi. Anlattığı çiftlerde çoğunlukla olumlu bir sonuç alınmış ama bunun sonucu tüketici de olabilir. Ayrıca istemeyen, ılımlı olmayan eşle ne yapılabilir noktasına çok yer vermemiş. Karşımdaki insan değişmek/gelişmek istemiyorsa benim bir şeyleri yapmam ne kadar nitelikli olur bilmiyorum. Bunun dışında sanırım kişisel gelişim kitaplarında ya da psikologlardan da dinleyip üzerine düşününce bir karara vardım. Şu an iki tane psikoloğun elinden çıkmış okuduğum kitap bunu fark ettirdi. Psikologlarda derin bir dini inanç, Tanrı ve öğretileri üzerinden danışanları destekleme olduğunu fark ettim. Belki onlar da bizi iyileştirmek için kutsal bir güce ihtiyaç duyuyorlardır. Bu kitapta buna sık rastlamasam da diğer okuduğum (sınırlar) kitabında sıkça rastladım ve beni rahatsız etti. Kitabın kendisine gelecek olursam; Bizi yaşamda tutan temel değerlerin başında sevgi gelir. İnsan sevilmezse kendini başka yerlerde, birilerine muhtaçlık duyarak o boşluğu ya da yazarın deyimiyle sevgi deposunu doldurma çabasına girebilir. Sevgi deposu da tıpkı diğer değerler gibi ailede doldurulması gereken bir şey. Doldurulmaması ise kişinin hayatında sorunların başlangıcı oluyor. O depoyu doldurma arayışına girme. Genellikle de yanlış kişiler seçiliyor ve hayal kırıklığı yaşanıyor. Yakın zamanda "Transferans" kavramına kafa yormaya başladım. Transferans: Kişinin çocukluğunda çözemediği sorunları yetişkinliğe taşıması anlamına gelmektedir. Bu sorunu çözmek için birilerini seçeriz. O kişilerde genellikle annemiz ya da babamız gibidirler. Onlarla çözemediğimiz sorunları bu insanlara aşık olduğumuzu sanarak çözmeye çalışırız. İşte yazar diyor ya nikah aşkı bitirir mi? Bunu buraya da bağlayabiliriz diye düşünüyorum naçizane. Aktarım (Transferans) yapan kişi partneri ile neden sorun yaşıyor? Güvenli alanı olduğu için özü ortaya çıkıyor. Bizde karşı cinsin evlendikten sonra genellikle değiştiği söylenir ama değişen bir şey yoktur. Biz o kişi için güvenli alan olduğumuz için özü ortaya çıkar ve çözemediği sorunları bizimle çözmeye çalışır. Burada bunun farkında olmak gerek ve ona göre yol almak gerekir. Yazar kitapta aşk üzerinden yapılan bir çalışmaya göre tutku temelli olduğunu ve en uzun iki yıllık süren bir evreden geçtiğine yer veriyor. Eğer bu tutulma sonucu evlenen çiftler oluyorsa çoğunlukla hayal kırıklığı yaşıyorlar. Evlenme öncesinde görmedikleri gerçekleri fark etmek ikili arasında ciddi problemlere neden olabiliyor ve istismara kadar yol alabiliyor. Aşk tıpkı geldiği köken gibi kişiyi saran bir sarmaşık gibi. İçinde esir ediyor ve sarmaşık çözüldüğünde bizde olan şeyler gidiyor. Yerini boşluğa, hayal kırıklıklarına bırakıyor. Aşkın vadesi dolduktan sonra yerini sevgiye bırakmasının çiftlerin ilişkisinde daha sağlıklı olacağını ifade ediyor. Bu konuda katılıyorum . Ama bir evliliğin aşkla başlaması noktasını mantıklı bulmuyorum. Genellikle pişmanlıkla sonuçlanıyor ve bunu çok az sevgiye dönüştüren ilişkiler oluyor. Bir yerde ilişkinin olması için bence ilk muhabbetin olması gerekiyor. Muhabbet hubb'dan yani sevmekten, sevilenle yapılan sohbetten gelir. O sohbet iki kişi arasında bağ oluşturduğunda sevgi vuku bulmaya başlar. Hakikati içeren sevgiyle kurulan ilişki her şeye dayanır ve kolay kolay zarar görmez. Aşk tek kişilik iken sevgi iki kişilik diyorum. İki tarafında emeği, iradesi, çabası var. Al yazmalımda da dediği gibi "Sevgi neydi? Sevgi emekti." Eyleme dökülmeyen sevginin bilinmesi insana ne hissettirebilir ki? Şair ne demiş: "Gizlenen, gösterilmeyen, hissettirilmeyen sevginin değeri, kıymeti yok gözümde. Bu duvar da beni çok seviyor olabilir bilemem." Kişinin partnerinin sevgi dilinin anlaması için işe önce kendi sevgi dilinden başlaması gerekiyor. Kendi dilini keşfettikten sonra partnerinin dilini öğrenmesi ve ona göre davranması gerekiyor. Oldukça zor bir iş. Yazar da sanırım bu yüzden sevgi bir seçimdir diyor. Bu kısma katılıyorum. Sevginin verme üzerine kurulu olduğunu ifade ediyor. Bunu haklı bulmakla karşı geldiğim noktalarda var. İlişkiler alma-verme dengesi üzerine kuruludur. Karşı taraf sürekli alan ve vermeyi bilmeyen bir kişi ise kişinin vermesinin pek de anlamı kalmıyor diye düşünüyorum. Beş sevgi dili derken hangi dilleri kast ediyor: onay dili, nitelikli beraberlik, armağan verme, fiziksel birliktelik ve hizmet dili. Bunları düşünmemiş ve bilmeyen biri olarak farkındalık kazandırması, ilişkiler üzerine analizler yaptırması benim açımdan iyi oldu. Kitap okunabilir ama bizim kültürümüzle eşleşmesi noktasında eksik olduğunu düşünüyorum. Bunun için Doğan Hocanın Evlenmeden Önce kitabı okunabilir. Kitaplarını bizim kültürümüz temelinde yazmış ABD'deki ilişkilerle de kıyaslamıştır. Onun dışında Öfke Dansı-Harriet Lerner ilişkiler noktasında özellikle kadınların konumlandırılışı ile ilgili temellendirilirmiş, müthiş bir kitaptı. Kadınların okuması için yazdım diyor ama bence erkekler de okumalı. Kitapla, muhabbetle, bağla, hakiki sevgiyle kalın!
Beş Sevgi DiliGary Chapman · Koridor Yayıncılık · 201212,5bin okunma
·
60 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.