·216 syf.··Beğendi
···Okunma: 08 Ocak 2026 01:20 İlahi Komedya’yı genel olarak sevdim. Dante’nin kalemini, kurduğu evreni ve bu büyük yolculuğun cesaretini gerçekten takdir ediyorum. Ama dürüst olmak gerekirse, Cennet diğer iki kitaba kıyasla bana daha zor ve sıkıcı geldi. Cehennem’deki sertlik, Araf’taki umut burada yok; onun yerine yoğun bir soyutluk, uzun teolojik açıklamalar ve tekrar tekrar sayıklanan Floransa… Bir noktadan sonra, itiraf ediyorum, Floransa’nın adından bile sıkıldım.
Cennet’te Dante artık yargılamıyor, arınmıyor; anlamaya çalışıyor. Ama bu anlama çabası okur için kolay değil. Çünkü burada akıl geri çekiliyor, yerini sezgiye ve ilahi olana bırakıyor. Belki de bu yüzden metin mesafeli, soğuk ve zaman zaman yorucu geliyor. Güzelliği var ama insanın içine işlemiyor; daha çok uzaktan hayranlık uyandırıyor.
Yine de kitabın sonunda hayran kaldığım bir cümle vardı;
“Ey ebedi nur, ki yalnız kendinde varsın, yalnız kendi kendini anlıyorsun, birbirinizi, sen onu, o da seni anladığınız için de kendini seviyor ve kendi kendine gülümsüyorsun.” s.211
Bu bir çeviri olmasına rağmen bu kadar görkemliyse, ana dilinde kim bilir ne kadar büyüleyicidir.
Biraz araştırma yapınca İlahi Komedya’nın neden bu kadar büyük bir eser olduğunu daha iyi anladım. Yaklaşık iki asır boyunca elyazmalarıyla çoğaltılmış, matbaanın icadından bu yana kesintisiz basılmış ve bilinen neredeyse tüm yazılı dillere çevrilmiş. Bu, edebiyat tarihinde çok az eserin ulaşabildiği inanılmaz bir başarı. Dante sadece kendi çağını değil, yüzyılları aşmayı başarmış.
Yine de içimde küçük bir eksiklik kaldı. Dante’nin yolculuğunu bitirip yeryüzüne döndüğü ilk anı da okumayı çok isterdim. Cehennem’den geçip, o kadar arınıp, o kadar ışığa maruz kaldıktan sonra dünyaya bakışı nasıl olurdu? İlk nefesi, ilk adımı, ilk sesi… Bunu hayal etmekle yetinmek zorunda kalmak biraz hüzünlü.