·104 syf.··Beğendi
···Okunma: 02 Ocak 2026 20:42 Molière’in Cimrisi, yalnızca paraya düşkün bir adamın hikâyesi değildir; insanın içini çürüten bir korkunun, sevgisizliğin ve aklını yitirmiş bir tutkunun sahneye taşınmış hâlidir. Harpagon’un cimriliği öyle bir boyuta ulaşır ki artık para bir araç olmaktan çıkar, insanın önüne geçen, insanı ezen, insanı yok sayan bir put hâline gelir.
Bu cimriliğin akıl almazlığı, yalnız insanlara değil, hayvanlara da uzanır. Atlarına bile yem vermeye kıyamayan, onları “birer hayalet”e çeviren bu adam, kendi hayvanlarının yulafını çalarken yakalanacak kadar düşmüştür. Burada cimrilik artık gülünç değil, utanç verici ve ürperticidir. Molière, Harpagon’u para uğruna her değeri ayaklar altına alabilen “saf kötülük” noktasına taşır.
Ama asıl dehşet, Harpagon’un evlatlarıyla olan ilişkisinde belirginleşir. Oğlunun sevdiği kadını kendine layık görmesi, üstelik bu sevgiyi bildiği hâlde onu vazgeçmeye zorlaması, cimriliğin yalnızca maddi değil, ahlaki bir çöküş olduğunu gösterir. Harpagon için ne aşkın ne fedakârlığın ne de evlat olmanın bir anlamı vardır. Hayatta tek bir değer tanır: para. Fakat ona da sahip olmayı değil, onu saklamayı sever.
Kızının boğulmaktan kurtarılışında bile şükran değil, kuşku vardır. Bir insanın hayatı değil, kaybolduğu sanılan paralar önemlidir. Sevgi, minnet, vicdan… Hepsi paranın gölgesinde silinir.
Finalde ise Harpagon’un trajikomik yüzü tüm çıplaklığıyla görünür: Evlatlarına bir kuruş vermeye yanaşmayan bu adam, başkasının karşıladığı düğün için utanmadan elbise ister. İşte Molière’in ustalığı tam da burada yatar. Okur güler, ama bu gülüş acıdır. Çünkü Harpagon yalnızca bir karakter değil; insanlığın içinden çıkmış, parayla ruhunu takas etmiş bir tiptir.
Cimri, insanı güldürürken düşündüren değil; düşündürürken güldüren bir eser değildir. O, güldürürken insanı rahatsız eden, düşündükçe içini daraltan bir aynadır. Ve yıllar sonra dönüp bakıldığında hâlâ tanıdık gelmesinin sebebi de budur.