Kimsecik üçlemesinin ilk kitabıdır. Roman, Yaşar Kemal'in hayatından izler taşıyan otobiyografik bir kitaptır. Roman, 1. Dünya Savaşı'nın getirdiği büyük göç dalgası ile başlar. Van'dan yola çıkan ve yolda büyük acılar çeken İsmail Ağa ve ailesi uzun bir yolculuğun ardından Adana'nın bir köyüne yerleşir. Ancak bu yeni hayat, beraberinde huzuru değil, kaçılan geçmişin gölgelerini ve yeni filizlenen korkuları getirir.
(spoiler)
Savaş ve göçün getirdiği yıkım ailenin üzerine çöken ilk karanlıktır ve ikinci darbe İsmail Ağa'nın yolda, kimsesiz bulduğu Salman'ı evlat edinmesidir. Salman aileye dahil olsa da ruhundaki yabancılığı ve aidiyetsizliği hiç bırakamaz. İsmail Ağa'nın oğlu Mustafa ise Salman'daki bu tekinsizliği sezen ilk kişidir. Roman boyunca Mustafa'nın gözünden Çukurova'nın eşsiz güzelliğini ve Salman'dan kaynaklı saf ölüm korkusunun çatışmasını izleriz. Ve sonda Salman'ın babasını öldürerek masumiyetin bittiği ve nankörlük ile vahşetin galip geldiği andır.
Yaşar Kemal, görmediğimiz bir yeri bize anlatırken aslında insan ruhu ile toprak arasında bir bağ kuruyor. Çukurova bir mekan gibi değil de çiçekleri, kuşları ve sıcağıyla karakterlerin ruhuna eşlik eden bir canlıdır. Kitabın adı olan Yağmurcuk Kuşu da fırtına habercisidir. Mustafa'nın içindeki fırtınayı ve yaşanacakları simgeler.
Salman, öyle bir karakterdi ki İsmail Ağa'nın şefkati, Salman'ın içindeki karanlığı aydınlatmaya yetmez. Salman, doğanın içindeki o kontrolsüz, ham ve bazen vahşi bir güç gibi hareket eder. Bu, Mustafa gibi masum bir çocukta onarılmaz yaralar açar.
Yaşar Kemal'in babasının gerçek hayatta öldürülüşüne tanık olması, Mustafa'nın yaşadığı ölüm korkusunu kurgudan çıkarıp kanlı canlı bir gerçeğe dönüştürür.
Yağmurcuk Kuşu, bir çocuğun dünyasındaki o tertemiz doğa sevgisinin dış dünyadan gelen karanlık korkuyla nasıl lekelendiğinin hikayesidir. Doğa ne kadar bereketliyse insanın içindeki nankörlük ve şiddet o kadar yıkıcıdır.