Mustafa Kutlu, Uzun Hikâye’de büyük olaylar anlatmaz; insanın başına gelen değil, insanın içinde olan şeylerle ilgilenir. Bir baba–oğul hikâyesi gibi görünse de aslında bu metin, yer tutamayan, düzene sığmayan insanların hikâyesidir.
Yol ve Yerleşememe
Hikâyedeki sürekli taşınma hâli, sadece mekânsal değil; ruhsal bir göçtür. Kahramanlar bir yere değil, bir hâle tutunmaya çalışır. Yerleşmek, düzen kurmak, “normal” olmak onlara göre değildir.
Baba Figürü
Baba; idealist, inatçı, biraz da kırılgan biridir. Dünyaya uyum sağlamaktan çok, dünyayı kendine uydurmaya çalışır. Kaybedişleri vardır ama yenilmiş değildir. Kutlu’nun asıl söylediği şudur:
Bazı insanlar kazanamaz ama eğilmez.
Saflık ve Ahlâk
Kutlu, yüksek sesle ahlâk dersi vermez. Onu gündelik hayatın içine serpiştirir. Küçük esnaf, kasaba, gazete, sinema, dostluk… Hepsi temiz bir hayat arzusunun parçalarıdır.
Dil ve Üslup
Sade, duru ve konuşur gibi. Okurla arasına mesafe koymaz. Bu yüzden kitap bittiğinde bir hikâye değil, bir tanıdık uğurlanmış gibi hissedilir.
Sonuç
Uzun Hikâye, adının aksine kısa ama hayata uzun uzun bakan bir metindir. Okuru yormaz ama düşündürür; sarsmaz ama içini acıtır. Bitince “keşke biraz daha sürseydi” dedirten o burukluk, kitabın asıl başarısıdır.
Bitti ama şunu bırakıyor:
Düzene uymayan insanların da bir onuru vardır.