Kemal’in Füsun’a olan saplantılı aşkı okurken zaman zaman beni yorsa da aslında hepimizin içindeki o "tutunma" arzusunu temsil ediyor. Kemal, Füsun’u kaybettiği her anı bir eşyaya hapsederek aslında ölümü ve yok oluşu yenmeye çalışıyor.1970lerin İstanbulundaki o burjuva hayatının tozlu raflarını ve bir şehre duyulan melankoliyi de iliklerinize kadar hissediyorsunuz. Benim için bu kitap mutluluğun bir an olduğunu ama o anın müzesini kurmanın bir ömür sürdüğünü anlatan eşsiz bir yolculuktu.
"Hayatımın en mutlu anıymış bilmiyordum"