Victor Hugo bu romanı yazdığında aslında yıkılmak üzere olan Notre Dame Katedrali’ni kurtarmayı amaçlıyordu ancak o sadece bir binayı değil insan ruhunun en uç noktalarını da kurtardı. Notre Dame’ın Kamburu, güzelliğin ve çirkinliğin, kutsallığın ve günahın birbirine dolandığı devasa bir trajedidir.
Kitabı okurken şunu fark ettim. Asıl canavar dış görünüşüyle korkutan Quasimodo değil ruhu hırsla ve karanlık bir tutkuyla kararmış olan Rahip Claude Frollo’dur. Hugo bize canavarlığın nerede başladığını sorgulatıyor. Esmeralda ise bu karanlık dünyada bir ışık gibi parlıyor ancak o ışık herkesin gözünü kamaştırdığı için sonunda bir yangına dönüşüyor.
Benim için bu kitabın en özgün yanı katedralin kendisinin canlı bir karakter gibi sunulmasıdır. Quasimodo için Notre Dame hem bir sığınak hem bir hapishane hem de bir annedir. Kitabın duvarlarına kazınmış o meşhur kelime "kader" romanın her sayfasında yankılanıyor. Kimse kaderinden kaçamıyor ne aşkı için ölüme giden bir çingene kızı ne kulelerin tepesinde yalnızlaşan bir kambur ne de ilmini karanlığa alet eden bir rahip.
Zola bu eserinde mürekkebini kömür tozuna batırıp insanlığın en karanlık ve en çıplak gerçeğini kağıda dökmüş. Germinal sadece bir maden işçileri grevinin hikayesi değil midesi boş, ruhu ezilmiş bir halkın artık yeter diyerek yerin altından yeryüzüne doğru püskürmesidir.
Kitabı okurken o daracık maden galerilerinde nefesim daraldı Etienne ile birlikte adaletin o uzak ışığını aradım. Zorla sadece bir olaya tanık etmiyor sizi o sefaletin içine hapsediyor. Bir tarafta çocuklarının karnını doyurmak için onurunu çiğneten anneler diğer tarafta ise sıcak odalarında bu sefaleti bir doğa kanunu sanan burjuvala. Zola, toplumsal uçurumu bir cerrah titizliğiyle açıp önümüze koyuyor.
Benim için bu romanın en özgün yanı ismindeki o muazzam umuttur. Germinal Fransız devrim takviminde yeşerme ayıdemektir. Zola bize şunu fısıldıyor. Karanlığın en koyu olduğu yer, aslında tohumun patlamak üzere olduğu yerdir. Madencilerin o öfkeli yürüyüşü belki kanla bastırılır ama toprağın altına gömülen o tohumlar bir gün mutlaka güneşe ulaşacaktır.