Savaş ve Barış’ın birinci cildi benim için kolay ama sıradan bir okuma olmadı. Kitapta çok fazla olaydan çok, insanların düşüncelerine ve hayatı nasıl yaşadıklarına odaklanıldığını fark ettim. Tolstoy, okuru hızlı sürüklemek yerine durup düşündüren bir anlatım kullanıyor.
Karakterler bana oldukça gerçekçi geldi. Hiçbiri tam anlamıyla net değil; çoğu kararsız, kafası karışık ve ne istediğini tam olarak bilmiyor. Bu yüzden karakterler bana uzak gelmedi, aksine gerçek hayattaki insanlar gibi hissettirdi.
Pierre, hayatın anlamını arayan bir karakter olarak beni en çok düşündüren kişi oldu. Sürekli kendini ve yaşamını sorgulaması çok tanıdık geldi. Prens Andrey ise daha ciddi ve mesafeli biri. Hayattan beklentileriyle yaşadıkları arasında bir uyumsuzluk var gibi duruyor. Nataşa ise enerjisi ve doğallığıyla kitabın ağır havasını biraz yumuşatıyor.
Kitapta beni düşündüren konulardan biri de evlilikti. Bana göre romanda herkes aşık olduğu için evlenmiyor. Daha çok “artık evlenme zamanı geldi” ya da “böyle olması gerekiyor” düşüncesi var. Evlilik, insanların gerçekten isteyerek yaptığı bir şeyden çok, toplumun beklediği bir adım gibi duruyor. Bu da bazı karakterlerin neden mutlu olmadığını anlamamı sağladı.
Tolstoy’un evliliği çok ideal bir şey gibi göstermediğini düşünüyorum. Aşk olmadan ya da düşünmeden yapılan evliliklerin insanı mutlu etmeyeceğini hissettiriyor ama bunu açık açık söylemiyor.
Savaş ve Barış (2 Cilt Takım)