Tanpınar bu kitapta bize öyle bir ayna tutuyor ki aynadaki görüntümüz hem kahkahalar attırıyor hem de içimizi sızlatıyor. Saatleri Ayarlama Enstitüsü, aslında saatlerin değil modernleşme sancısı çeken bir milletin ayar tutmayan ruhunun hikayesidir.
Hayri İrdal’ın o saf ve sürüklenen karakteri ile Halit Ayarcı’nın o pragmatik herşeyi olduran vizyonu arasındaki çatışma, aslında bizim doğu ile batı arasındaki o bitmeyen arafımızın özetidir. Kitabı okurken şunu fark ettim. Biz aslında var olmayan işler kurmaya o işler için yüksek maaşlı kadrolar yaratmaya ve sonunda kendi yarattığımız bu kurumsal yalana inanmaya nekadar da meyilliyiz.
Benim için bu romanın en özgün yanı bürokrasiyi ve sahte modernliği eleştirirken bunu kaba bir dille değil incelikli bir ironiyle yapmasıdır. Saat saniyenin peşinden koşarmantığıyla kurulan o absürt enstitü aslında hepimizin hayatında bir karşılık buluyor Kendi zamanımızı mı yaşıyoruz yoksa başkalarının kurduğu saatlere mi ayak uydurmaya çalışıyoruz?