·424 syf.··Beğendi
···Okunma: 09 Ocak 2026 08:38 “Yıllar yanımızdan geçip gitti.
‘…yanımızdan geçip gitti.’ Sen söylemiştin.”
“Hepsi, hepsi ama hepsi, varı yoğu, hepsi… Hepsi -baştan- ayrılıktı. Şimdi bu dünyanın ayrılık olduğunu daha iyi biliyorsun. Ayrılığın alevleri sarıyor, kızıllığı,
yangını.
Hep yansın. Veda et. Yangındasın.”
“Bizim gibiler için yaşam susup kalış, susup kalakalış.
Susup kalakalış: Yarın da, öteki günler de, sonrakiler de hep sarı; güz yaprağı sarısı, en üzgün sarı.”
***
Sen Diye Biri, Selim İleri’nin ölümünden sonra yayımlanan son kitabı. (Yazarı bir yıl önce 8 Ocak’ta kaybettik.) Kapağındaki Cüneyt Arkın fotoğrafı, kitabın -İleri’yi tanımayanlar için- bir biyografi olduğunu düşündürse de yazarın tabiriyle bir “sayıklamalar” kitabı Sen Diye Biri. 218 bölümden oluşan İleri tarzında notlar gibi de düşünülebilir. Notlar sırayla akmıyor: Yazar sık sık geriye dönüyor, sayıklayan birinin tavrına uygun olarak anlattıklarını yeniden yeniden anlatıyor. Bunlar elbette melankolisi üst düzeyde anlatılar. Yazar, baştan kaybettiğini biliyor. Baştan ayrıldığını, baştan yalnızlık yolunu seçtiğini, yarının yapayalnız olduğunu baştan seziyor. Hem gerçek yaşamı hem yazarlık yaşamı karaduygularla dolu. Yaşam perdesini kapatırken okurlarına bıraktığı son not bu: Sen Diye Biri
Cüneyt Arkın’la 1971’de Günahsızlar filminin çekiminde tanışan İleri, ilerleyen yıllarda -Cüneyt Arkın henüz Malkoçoğlu olmamış, bireysel filmler çekmektedir- Ortalık gazetesinde hem Cüneyt Arkın’ı hem de onun genç yeğenini haksızca eleştiren bir yazı yazınca araları açılır. Uzun yıllar konuşmazlar. Arada çeşitli vesilelerle bir araya gelişler, cenaze törenleri vs. Ancak sabahlara kadar oturup içtikleri (Cüneyt Arkın bir dönem alkol tedavisi görmüştür.) geceler bitmiş, araya hayli uzun bir ayrılık girmiştir. Ta ki 2018’de Cüneyt Arkın’ın bir TV programında “Dostum Selim İleri’yi arıyorum, bulamıyorum.” demesine kadar. O günden sonra uzun telefon görüşmeleri yaparlar.
Selim İleri’ye “inme iner”, yarı felç kalır, “Tekerlekli’ye” mahkûm kalır. Arkın, ölmeden önceki gece İleri’ye temmuzda birlikte denize gireceklerini, çocuklarının kendisine yardım deceğini söyler. Kitapta bu sahne bir leitmotiv gibi tekrarlar durur. Umutsuz bir adamın son umudunu da yitirişi: Arkın, bu konuşmadan saatler sonra vefat edecektir.
İleri okurları bilecektir: Kitapta iç içe geçen anlatılar, yazarın “sen diye biri”ni oluşturup ona ve bazen kendisine seslenmesi, hatta bazen kime seslendiğini / kimi anlattığını bilerek karıştırması… sözün özü anlatım tekniği olarak alışageldiğimiz bir İleri kitabıyla -son kez- birlikteyiz.
İleri okumak, bir okuma haritasını okumak demektir. Okuma yolculuğunu okurdan hiç saklamayan İleri’nin sadece Sen Diye Biri’ni değil, hangi kitabını okursak
okuyalım, yazarın andığı eserleri not etmeye kalksak her defasında elimizde küçük boy bir defter kadar yazar/kitap isimleri, dizeler, takip edilmesi gereken olaylar, izlenmesi gereken bir dolu film, araştırılması gereken ressamlar/tiyatrocular/ yönetmenler kalır.
Sen Diye Biri’nde de durum değişmiyor: Anlatıya zarif dizeler karışıyor -Gülten Akın ve Cansever özellikle. Unutulmaya yüz tutumuş yazarlar konuk ediliyor -İşte Mahmut Yesârî, işte Aka Gündüz. Yönetmenler sevgiyle anılıyor, filmlerinden sahneler özlemle
alımlanıyor -Halit Refiğ, Lütfi Akad, Zeki Ökten.
Sen Diye Biri’nin yazarın daha önce Halit Ziya, Ahmet Hamdi Tanpınar, Abdülhak Hamit Tarhan, Cahit Sıtkı Tarancı ve Behçet Necatigil için yazdığı kitaplardan ayrılan en büyük yönü kitabın mimarisi. Serbest çağrışım yoluyla, gecelere sığınarak, Tekerlekli’nin üstünde bir kötürüm olduğunun bilerek (Kitapta kendisinden böyle bahsettiği bölümler iç yakar.) yazar. Kendi iç dünyası da baskın bir şekilde kitaptadır.
Cüneyt Arkın’la dostlukları sahneler sahnelerle ilerler, yaşanmışlıklar gecenin içinden çıkar gelir: “Yaşlanmak geçmişi büsbütün hatırlamakmış.” Sen Diye Biri, yazarın son kitabını okuduğumu bilmek yönünden beni hayli üzen bir kitap oldu. Usta, ömrü yetseydi bu “sayıklamalar”a devam edecekmiş. Sıradaki kitap
-değerli eleştirmen- Füsun Akatlı olacakmış. Editöre anlattıklarından öğreniyoruz bunu. Ama olmadı. Bize yangınlar, güz yaprakları, ayrılıklar, yapayalnızlıklar bırakıp dünya defterini kapattı.
Madem artık yeni bir kitap yok, artık yıllar içinde okuduklarımı yeniden okuma vakti… Yarın Yapayalnız, Bu Yaz Ayrılığın İlk Yazı Olacak, Her Gece Bodrum, Mel’un, Yaşarken ve Ölürken ve daha niceleri…