·160 syf.··Beğendi
···Okunma: 10 Ocak 2026 21:58 “Bu, çocukluğumun hikâyesi,” diyor Tijan Sila. Ama nasıl bir çocukluk? Bosna Savaşı’nın gölgesinde, yokluğun sınırlarında, yıkımın tam ortasında hayatta kalmaya çalışan bir çocukluk. Anlattığı yalnızca kendisi değil; onunla birlikte parçalanan aileler, eksilen şehirler, kapanan bir çağ. Saraybosna Radyosu, bireysel hafızadan yola çıkıp kolektif bir yaraya dokunan, sessiz ama kalıcı bir anlatı.
Tijan Sila henüz on yaşındayken savaş başlar; kitap da tam bu anda, “ilk bombalar düşerken” diye açılır. Ardından Almanya’ya göç edene dek süren üç yılın hikâyesi gelir: savaşın kademe kademe artan ağırlığı, evin içindeki korku, sokaklardaki yokluk, arkadaşlıkların yarım kalışı. Bu karanlıkta onu hayatta tutan şey ise müziktir. Pille çalışan küçük bir radyo; dış dünyayla kurulan kırılgan bir bağ, ruhun dinlendiği görünmez bir oda.
Saraybosna Radyosu büyük cümleler kurmadan, olayları ajite etmeden anlatıyor yaşananları, bizzat o günlere tanıklık etmiş bir çocuğun gözünden hem de. Savaşın en çok küçük hayatlarda nasıl derin izler bıraktığını, asla biten bir şey olmadığını gösteriyor. Sanki yazar savaşın gürültüsünü değil de geride bıraktığı iç sessizliği dinletiyor bizlere. Çok sevdim.