·198 syf.····Okunma: 10 Ocak 2026 08:36 Herkese yağmurlu bir İstanbul sabahından selamlar. Karanlığın yerini görece bir aydınlığa bırakmasından önce bu roman hakkında birkaç kelam etmek istedim.
Öncelikle olumlu bulduğum yanlarından başlayayım. Hafızam konusunda affınıza sığınarak adını hatırlayamadığım asi genç karakterin hikâyesi, tamamen kendi diliyle anlatılıyor. Bu tercih, romanın dilini karakterle bütünleştiriyor. Verdiği tepki ya da söylediği söz yanlış olsa bile bunu yadırgamıyoruz; çünkü anlatıcının iç sesiyle tutarlı bir dünya kurulmuş. Bu açıdan anlatım tekniğini başarılı ve yer yer farklı bulduğumu söyleyebilirim.
Diğer yandan yazarın, açıkça dile getirmese de, metne otobiyografik bir damar sızdırdığı hissi oluşuyor. Bu hissi güçlendiren şey ise romanın merkezindeki yabancılaşma duygusu. Özellikle 2000’li yıllar ve öncesine ait; insanlarla arasına mesafe koyma, bağ kurmaktan kaçınma hâlinin daha temelden, ergenlik çağından dillendirilmesi, kitabın neden bu kadar sevildiğini açıklıyor gibi.
30’lu yaşlar ve üzerindeki bir okur için roman, daha çok geçmişten bazı anıları hatırlatan bir etki bırakıyor. Buna karşılık asıl güçlü bağın, bu kitabı ergenlik döneminde okuyan kişilerde kurulduğunu düşünüyorum. Olumsuz tarafından bakacak olursam, günümüzde yabancılaşma ve uyumsuzluk hâli çok daha yoğun ve karmaşık yaşandığı için karakterin isyanları bana yer yer sığ geldi. Ya da bana öyle hissettirdi demek daha doğru olur.
Kötü bir roman olduğunu düşünmüyorum. Dili ve anlatım biçimi açısından hâlâ özel bir yerde duruyor. Ancak kişisel olarak bana biraz modası geçmiş bir etki bıraktığını da inkâr edemem.
Neyse. Yağmurlu, belki de karlı bir gün bizi bekliyor. Nasıl yaşarsanız yaşayın, geçeceğini bildiğiniz bu günü yaşayın derim. Benden bu kadar.