Eğer bu kitabı sadece ıssız bir adaya düşen çocukların macera hikayesi olarak okursanız insanlığın en büyük trajedisini kaçırırsınız. Sineklerin Tanrısı insan içindeki canavarı kontrol etmek için mi kurallar koyar yoksa kurallar gittiğinde canavar mı ortaya çıkar?' sorusuna verdiği bir cevaptır. Kitabı okurken Ralph’in temsil ettiği düzen ve akıl ile Jack’in temsil ettiği ilkel hırs ve vahşet arasındaki o ince çizginin nasıl koptuğuna dehşetle tanık oldum. Yazar bize şunu fısıldıyor. Uygarlık dediğimiz şey, aslında her an kırılmaya hazır ince bir cam tabakasıdır. Adada hiçbir yetişkin hiçbir polis ve hiçbir kural kalmadığında çocukların o oyun bahçesi bir anda kanlı bir kurban törenine dönüşebiliyor.
Benim için bu romanın en özgün ve can yakıcı yanı masumiyetin simgesi olan çocukların bir domuz kafasını kazığa geçirip ona 'Sineklerin Tanrısı' adını verecek kadar karanlığa batmasıdır. Piggy’nin kırılan gözlüğü aslında insanlığın rasyonalitesinin ve görme yetisinin parçalanışıdır.