Vejetaryen ile ilgili içimde yoğunlaşmış, taşmayı bekleyen düşünceler yok. Han Kang ’ın diğer metinleriyle kıyaslandığında Vejetaryen daha kolay okunan, daha az direnç gösteren bir roman. Beni derinden etkilediğini söyleyemem; yine de okurda sessizce iz bırakan, hafife alınamayacak bir metinle karşı karşıyayız.
Genellikle incelemesinde romanın konusunu uzun uzun anlattığım kitaplar, okuduğum en iyi romanlar olmuyor. Dilim hikâyeye yaslandığında, metnin bende açtığı boşluğun aslında ne kadar sınırlı olduğunu da kabul etmiş oluyorum. Vejetaryen'e inceleme yazarken de aynı noktada durduğumu fark ettim.
Vejetaryen üç bölümden oluşuyor ve her bölümde anlatıcı değişiyor. Romanın merkezinde Yonğhe var; ancak onu hiçbir zaman kendi sesinden dinlemiyoruz. İlk bölümde kocası, Yonğhe’nin bir sabah et yemeyi bırakmasıyla başlayan süreci anlatıyor; ikinci bölümde bakış açısı enişteye geçiyor ve metin beden ile arzu etrafında daha rahatsız edici bir hatta ilerliyor. Son bölümdeyse sözü ablası alıyor ve roman bakım, suçluluk ve dayanma hâlleri üzerine kapanıyor.
Yonğhe’nin et yemeyi bırakması romanda başından itibaren mutlak bir reddiye olarak kurulmaz; ailenin sert müdahalesinden önce, et dışındaki yiyecekleri reddetmediğini görürüz. Yani ortada bilinçli bir kendini yok etme arzusu yokken, aile baskısı bireysel bir tercihi ahlaki bir suç, hatta düzeltilmesi gereken bir sapma hâline getirir. Zorla yedirilen her lokma, kararın içeriğinden çok itaati hedefleyen bir şiddet biçimine dönüşür. Hastanedeki zorla besleme ile aile sofrasındaki baskı arasında bu yüzden özsel bir fark yoktur; biri “iyileştirme”, diğeri “terbiye” adı altında aynı tahakkümü sürdürür.
Yonğhe’nin babasının, Yonğhe’yi ısıran köpeği öldürüp yemek olarak sofraya getirmesi romandaki en sert sahnelerden biridir. Aile içinde bu olay “haklı” bir cezalandırma olarak sunulur; ancak Yonğhe üzerinde bıraktığı etkinin ağırlığı hissedilir. Köpeğin öldürülmesi, onun için yalnızca şiddetle değil, yakınlık kurabildiği bir varlığın ortadan kaldırılmasıyla da ilgilidir. Bu sahnenin Yonğhe için önemli bir kırılma noktalarından biri olabileceğini düşünmek mümkün. Roman, bu noktada nedeni açıklamaktan çok, etkinin kendisiyle ilgileniyor.
Yonğhe’nin sessizliği romanda bir eksiklik değil, bilinçli bir geri çekilme olarak belirir; konuşmadıkça eksilen şey onun anlamı değil, çevresindekilerin ona dair kurabildiği anlatılar olur. Zaten roman boyunca Yonğhe’yi kendi sesinden hiç dinlemeyiz. Bu sessizlik, temsil edilmeyi reddeden bir alan açar; söze döküldüğü anda denetlenebilecek, açıklanabilecek ve yeniden normalleştirilebilecek olan şey sessizlikte askıda kalır. Ancak bu sessizlik özgürleştirici olduğu kadar kırılgandır da: Yonğhe konuşmadıkça başkaları onun yerine konuşur, doktorlar, aile üyeleri ve erkek bakışları onun bedenine anlam yükler. Sessizlik burada bir direniş biçimi olduğu kadar, iktidarın en kolay işgal edebildiği boşluk hâline gelir. Romanın gerilimi tam olarak bu ikilikten doğar;
Yonğhe’nin suskunluğu, bir “seçim”den çok, seçme imkânlarının sistematik olarak elinden alınmasına verilen son tepki gibi okunabilir; dilin, aklın ve normalliğin dışına itilmiş bir bedenin kendine ait kalabilen tek alanı sessizliktir.
Vejetaryen beni sarsan ya da uzun süre duygusal olarak peşimden sürükleyen bir roman olmadı. Ancak bitirdikten sonra da tamamen geride bırakabildiğim bir metin sayılmaz. Han Kang, bu romanda yüksek sesle konuşmak yerine geri çekilmeyi, açıklamak yerine boşluk bırakmayı tercih ediyor. Belki de bu yüzden Vejetaryen, güçlü bir etki yaratmaktan çok, okurla arasına mesafe koyarak varlığını sürdüren; sessizliğiyle akılda kalan bir roman olarak varolacak.
Ocak 2026- Bir Bölüm Daha Kitap Kulübümüzle okuduk.
VejetaryenHan Kang · April Yayıncılık · 20259,7bin okunma